SİLAH GİDİNCE İRADE KİMDE KALACAK?
Selahattin Demirtaş, Edirne Cezaevi'nden 5 Eylül'de dikkat çekici bir yazı yayımladı. Aynı cezaevinde uzun süre birlikte kaldığı eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı'nın tahliyesini, ikisinin birlikte çözdüğü bir bulmaca üzerinden anlattı. Bulmacadaki kelimeler sıradan değildi: Kardeşlik, adalet, özgürlük ve irade. Demirtaş, “kardeşlik” ve “adalet” kavramlarını sert bir ironiyle sorguladı; Mızraklı'nın yedi yılın ardından “kardeşlik henüz ona uğramadan” tahliye olacağını yazdı.
Sonra “özgürlük” bulundu.
Tam o sırada televizyonda, yürütülen sürecin geldiği aşamaya ilişkin haberlerin verileceği anons edildi.
Ve bulmacanın son kelimesi çıktı:
“Bunun sorusu neymiş?”
“Bunun sorusu yok. Sadece cevabı var.”
Ben tam burada duruyorum.
Çünkü “irade”, bugün Kürt siyasi hareketinin sözlüğünde herhangi bir kelime değil. Özellikle İmralı'nın ve Abdullah Öcalan'ın hareket içindeki konumunun tarif edildiği siyasi dil düşünüldüğünde, Demirtaş'ın metninin finaline bu kelimeyi koyması ister istemez insanı düşündürüyor.
Demirtaş açıkça “İmralı'yı kastediyorum” demiyor. Dolayısıyla bunu ona söyletmek doğru olmaz. Ama bir siyasi metni yazıldığı dönemin atmosferinden koparmak da mümkün değil.
Hele aynı günlerde DEM Parti çok önemli bir dönüşümün eşiğindeyken...
Tuncer Bakırhan, DEM Parti kongresinde “Demokratik Cumhuriyet Hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz” dedi. Pervin Buldan da birkaç ay sonra yeniden kongre yapılacağını ve yeni bir hareketin inşa edileceğini açıkladı.
“Demokratik Cumhuriyet” ise yeni bir kavram değil. Abdullah Öcalan'ın yıllardır kullandığı siyasi terminolojinin merkezindeki başlıklardan biri.
Yani........
