PARTİZAN SİYASET ÜLKE SINIRLARINDA BİTER
Siyasetin en hararetli olduğu dönemler, devlet aklının en fazla ihtiyaç duyulduğu dönemlerdir.
Çünkü devlet dediğiniz şey, iktidardan da büyüktür.
Hatta o günkü siyasi tartışmaların tamamından da…
Tarih, bunu anlayan siyasetçilerle anlamayanları birbirinden ayırmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa harabeye dönmüştü.
Almanya’nın ilk Şansölyesi Konrad Adenauer, içeride çok sert muhalefetle karşı karşıyaydı. Buna rağmen Batı ittifakına entegrasyonu Almanya’nın devlet politikası hâline getirdi. Muhalifleriyle kavga etti ama Almanya’nın uluslararası itibarını zedeleyecek bir siyaset üretmedi.
Fransa’da Charles de Gaulle, hükümetlerle defalarca karşı karşıya geldi.
Yeniden iktidara geldi.
Ama Fransa’nın dışarıdaki ağırlığını artırmayı, günlük siyasi hesapların önünde tuttu. Çünkü onun gözünde tartışılan hükümet değil, Fransa’nın büyüklüğüydü.
Amerikan siyasetinde ise onlarca yıldır öğretilen bir anlayış vardır:
“Politics stops at the water’s edge.”
“Dış politika söz konusu olduğunda parti rekabeti ikinci planda kalmalıdır.”
Bu anlayışın mimarlarından Senatör Arthur Vandenberg, Cumhuriyetçi olmasına rağmen Demokrat Başkan Harry Truman ile Marshall Planı’ndan NATO’nun kuruluşuna kadar birçok konuda birlikte çalıştı.
Çünkü dışarıda temsil edilen Cumhuriyetçi Parti değildi.
Amerika Birleşik Devletleri’ydi.
Bugün Amerika’da Trump ile Demokratlar arasındaki kavga belki de ülke tarihinin en sert siyasi hesaplaşmalarından biri.
Ama bütün bu mücadele Amerikan kurumlarının içinde yürütülüyor.
Çünkü dünyanın karşısına çıkıldığında konuşan yalnızca bir başkan değil, Amerika Birleşik Devletleri oluyor.
Şimdi dönüp Türkiye’ye bakalım…
Ankara, NATO tarihinin en kritik zirvelerinden birine hazırlanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump........
