menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MAZLUM ABDİ’YE DEĞİL, HARİTAYA BAKIN

78 0
29.08.2026

Bugün DP çok sarsıcı bir manşetle çıktı. Gördünüz, okudunuz: “MAZLUM ARTIK SARAYDA.” Altındaki ikinci başlık da fotoğrafın ne kadar değiştiğini tek cümlede anlatıyor: “SDG’NİN BAŞINDAN DEVLET PROTOKOLÜNE.”

Gerçekten de çarpıcı bir görüntü bu. Yıllardır Türkiye’de adı güvenlik dosyalarının içinde geçen Mazlum Abdi, artık Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın danışmanı. Dün bir silahlı yapının başındaki isimdi, bugün Şam’daki devlet protokolünün içinde. Üstelik bu yeni görev, diplomatik pasaport ve resmî temsil imkânı da doğurabilecek bir statü anlamına geliyor.

İlk bakışta insan ister istemez Mazlum Abdi’ye takılıyor. Ben ise biraz daha geriye çekilip haritaya bakmayı tercih ediyorum. Çünkü Ortadoğu’da asıl mesele çoğu zaman kişilerin kartviziti değil, sınırların, orduların ve egemenlik alanlarının kime bağlı olduğudur.

Türkiye’nin Suriye ile bu güvenlik hikâyesi Mazlum Abdi ile başlamadı. Takvimleri 1998’e çevirelim. Abdullah Öcalan o tarihte Suriye’deydi. Ankara’nın sabrı tükenmişti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Hatay’dan Şam’a sert mesaj verdi, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel meseleyi TBMM kürsüsüne taşıdı ve sonuçta Öcalan Suriye’den çıkmak zorunda kaldı. Ardından 20 Ekim 1998’de Adana Mutabakatı imzalandı. Mutabakatın özü basitti: Suriye toprakları Türkiye’ye karşı terör faaliyetleri için kullanılamazdı.

Aradan 28 yıl geçti ama Ankara’nın temel güvenlik yaklaşımı çok fazla değişmedi. Türkiye bugün de sınırının hemen ötesinde kendisine karşı kullanılabilecek bağımsız bir silahlı yapılanma istemiyor. 2011’de Suriye iç savaşı başladığında ve Şam’ın ülkenin kuzeyindeki otoritesi çöktüğünde Ankara’nın asıl kaygısı da burada doğdu. Devlet otoritesinin bıraktığı boşluğu önce YPG, ardından ABD’nin DEAŞ’la mücadele stratejisinin ana saha ortağı haline gelen SDG doldurdu. Silah geldi, eğitim geldi, petrol sahaları ve sınır kapıları kontrol edilmeye başlandı, yerel yönetim mekanizmaları kuruldu. Ankara açısından mesele artık yalnızca birkaç bin silahlı adam değildi; zaman içinde devletleşme kabiliyeti kazanabilecek bir yapı ortaya çıkıyordu.

Türkiye’nin 2016’daki Fırat Kalkanı, 2018’deki Zeytin Dalı ve 2019’daki Barış Pınarı harekâtlarına bu gözle bakmak gerekiyor. Ankara’nın temel hedeflerinden biri,........

© Diriliş Postası