MAHKEME SALONU ŞOV ALANI DEĞİLDİR
Türkiye, bu sahneleri daha önce de gördü.
Sanık sandalyesinin siyasi kürsüye çevrilmek istendiği günleri gördü. Duruşma salonlarının slogan meydanına dönüştürüldüğü dönemleri gördü. Mahkeme heyetlerinin, dosyadaki delillerle değil, salondaki gürültüyle baskı altına alınmaya çalışıldığı zamanları gördü.
Ama artık bu eski Türkiye numaralarına karşı daha net, daha soğukkanlı ve daha kararlı bir yargı iradesi var.
Silivri’de yaşanan son hadise bunun açık örneğidir.
Mahkeme salonunda milletvekili sıfatını bir imtiyaz zırhı gibi kullanıp duruşma düzenini bozmaya kalkanlara karşı mahkeme başkanının ortaya koyduğu tavır, yalnızca yerinde değil; aynı zamanda devlet ciddiyetinin gereğidir.
Çünkü milletvekili olmak kimseye mahkeme salonunda düzen bozma hakkı vermez.
Milletvekili olmak kimseye hâkime parmak sallama hakkı vermez.
Milletvekili olmak kimseye sandalye üzerine çıkıp duruşmayı provoke etme hakkı vermez.
Milletvekili olmak kimseye soytarılık yapma hakkı da vermez.
Mahkeme başkanının bu cümlesi, yalnızca o salondaki birkaç kişiye verilmiş ani bir cevap değildir. Bu söz, yıllardır yargılamaları siyasi kampanyaya, sanık savunmalarını meydan konuşmasına, mahkeme salonlarını da parti gösterisine çevirmeye alışmış anlayışa vurulmuş tokat gibi bir cevaptır.
Duruşma salonu miting meydanı değildir.
Mahkeme kürsüsü parti kürsüsü değildir.
Sanık beyanı propaganda metni değildir.
Hâkim de salondaki kalabalığın, sosyal medyadaki linç ordularının ya da siyasi baskı gruplarının yönlendireceği bir figüran değildir.
Hukuk devletinde mahkeme salonunun bir haysiyeti vardır.
O haysiyetin adı düzendir.
O düzen bozulduğu anda yargılama değil, tiyatro başlar.
O tiyatroya izin verildiği anda da artık dosya değil, gürültü konuşur.
İşte Silivri’de buna izin verilmedi.
Mahkeme başkanı CMK 203 kapsamında duruşma düzenini sağlama yetkisini kullandı. Ekrem İmamoğlu’nun savunma takvimine kadar salondan çıkarılmasına karar verilmesi de, duruşma düzenini bozan milletvekilleri hakkında alınan karar da aynı iradenin parçasıdır.
Bu salonda hukuk konuşulacak.
Bu salonda dosya konuşulacak.
Bu salonda iddialar, deliller, ifadeler, para trafiği, örgüt yapısı ve belediyeler üzerinden kurulduğu öne sürülen sistem konuşulacak.
Bağırarak dosya bastırılmayacak.
Sandalye üzerine çıkarak yargılama gölgelenmeyecek.
Milletvekili rozeti, mahkeme düzenini sabote etme ruhsatına dönüştürülmeyecek.
Bu tavır alkışlanmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bir duruşma düzeni meselesi değildir. Mesele, devlet otoritesinin mahkeme salonunda ayakta tutulması meselesidir.
Tarih bize şunu defalarca........
