GİTTİK, ALDIK, GELDİK..

Yazının başlığı bu.. Tıpkı birinci sayfamızdaki haberde olduğu gibi.. Gittik, aldık ve geldik… Sevgili dostlar.. Devlet dediğiniz şey sadece haritada çizilmiş sınırlar, binalara asılmış bayraklar ya da tören meydanlarında edilen büyük cümleler değildir. Devlet, vatandaşının başı dara düştüğünde dünyanın neresinde olursa olsun ona ulaşabilen kudretin adıdır. Pasaport dediğiniz şey yalnızca bir seyahat belgesi değil, aynı zamanda devletin vatandaşına verdiği sözdür: “Nerede olursan ol, başına bir şey gelirse seni orada bırakmam.” Küresel Sumud Filosu’na İsrail tarafından uluslararası sularda yapılan hukuksuz müdahalenin ardından Türkiye’nin verdiği cevap tam olarak bu cümlenin ete kemiğe bürünmüş halidir: Devlet gider ve vatandaşını alır…

Bu hadise yalnızca bir diplomatik tahliye operasyonu değildir. Bu hadise, devlet kapasitesinin, egemenlik iradesinin ve diplomatik caydırıcılığın sahadaki karşılığıdır. İsrail güçleri uluslararası hukuku hiçe sayarak sivil aktivistleri uluslararası sularda alıkoyduğunda verilmek istenen mesaj açıktı: “Bu denizde hukuk değil güç konuşur.” Türkiye bu cümleye hamasetle değil, sonuçla cevap verdi. Bağırmadan, slogan atmadan, günü kurtaran sert açıklamalara sığınmadan sahaya indi; diplomasiyi işletip vatandaşını burnu bile kanamadan aldı ve getirdi. Devlet dediğiniz şey tam da budur. Gürültü çıkaran değil, sonuç alandır.

Bugün bu başarıyı küçümsemeye çalışanlar meseleyi yalnızca birkaç aktivistin tahliyesi gibi okumaya çalışacaktır. Oysa burada asıl mesele, Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun Akdeniz’in ortasında ne anlama geldiğidir. O pasaportu taşıyan insan yalnız değildir. Çünkü arkasında sadece bir dışişleri bürokrasisi değil; hafızası olan, refleksi olan, sahaya inebilen bir devlet vardır. Masada itiraz eden değil, gerektiğinde sahada sonuç alan bir devlet.

Bu refleks tesadüf değildir. Bu, Türkiye’nin son yıllarda yeniden inşa ettiği devlet aklının ürünüdür. Bu akıl, vatandaşı sınır çizgisinde koruyan değil; vatandaşının bulunduğu her yeri devlet refleksinin doğal uzantısı sayan akıldır. Büyük devlet dediğiniz şey de tam burada başlar. Büyük devlet, yalnızca kendi toprağında güçlü olan değil; vatandaşının nefes aldığı her coğrafyada ağırlığı hissedilen devlettir.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

1571’de Kıbrıs seferi yalnızca bir fetih harekâtı değildi; Doğu Akdeniz’de Türk varlığını güvence altına alma iradesiydi. Osmanlı, Akdeniz’de yalnızca toprak değil güvenlik alanı inşa etti. Çünkü devlet aklı şunu çok iyi biliyordu: Denizde yoksan kıyıda da güvende değilsin.

1915’te Çanakkale’de verilen mücadele de yalnızca bir cephe savaşı değildi. O savaş, devletin yalnızca toprağını değil, milletinin geleceğini savunma iradesiydi. Çanakkale’yi geçilmez yapan yalnızca top mermileri değil; devletin milletini kaderine terk etmeme kararlılığıydı.

1974’te Kıbrıs’ta Türkler katledilirken dünya yalnızca izledi. Türkiye ise bakmadı; çıktı, indi ve aldı. Bugün Kıbrıs’ta Türk’ün nefesi varsa bu yalnızca askeri bir zaferin değil, “Ben........

© Diriliş Postası