menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ERDOĞAN’IN YILLAR ÖNCE GÖRDÜĞÜ TEHLİKE BUGÜN KAPIMIZDA

25 0
yesterday

Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır aynı cümleyi kuruyor: “En az üç çocuk.” Bu cümle yıllarca küçümsendi. Kimi alay etti, kimi bunu yalnızca muhafazakâr bir aile tavsiyesi gibi göstermeye çalıştı, kimi meseleyi ideolojik polemik malzemesine çevirdi. Oysa Erdoğan’ın söylediği şey bir aile tercihi değil, doğrudan devlet aklıydı. Bugün ortaya çıkan tablo gösteriyor ki Erdoğan bu konuda yalnızca haklı değildi; Türkiye’nin önüne gelen en büyük stratejik kırılmalardan birini yıllar öncesinden işaret ediyordu.

Çünkü nüfus meselesi sadece kaç bebek doğduğu meselesi değildir. Nüfus, bir devletin üretim gücüdür. Nüfus, ordusudur. Nüfus, ekonomisidir. Nüfus, sosyal güvenlik sistemidir. Nüfus, vergi tabanıdır. Nüfus, yarın sabah fabrikayı açacak işçidir, kışlada nöbet tutacak askerdir, laboratuvarda teknoloji üretecek genç akıldır. Genç nüfus düşerse yalnızca doğum oranı düşmez; devletin taşıyıcı kolonları zayıflar.

Avrupa bugün tam da bu çöküşü yaşıyor. Almanya sanayisini ayakta tutacak genç işçi bulamıyor. Fransa emeklilik yaşını yükseltmek zorunda kalıyor çünkü çalışan genç sayısı yaşlı nüfusu taşımıyor. İtalya doğum oranlarında tarihi dipte; köyler boşalıyor, kasabalar yaşlanıyor, şehirler yaşlı bakımı merkezine dönüşüyor. İspanya’da kırsal alanlar sessiz mezarlıklara dönmüş durumda. Japonya yıllardır bunun laboratuvarı gibi; yaşlanan toplum, küçülen ekonomi, kapanan okullar, boşalan mahalleler, büyüyen bakım maliyetleri. Bugün Avrupa’nın en büyük korkusu savaş değil; kendisini taşıyacak genç insan bulamamak.

Roma İmparatorluğu çökmeden önce sınırlarını ilk kaybeden şey toprakları değil, insan kaynağıydı. Lejyonlar zayıfladı, üretim düştü, şehirler yaşlandı, merkez güç kaybetti. Osmanlı’nın son yüzyılında da savaşlardan daha yıkıcı olan şey insan kaybıydı; genç nüfus cephelerde eridi, üretim düştü, taşra boşaldı, devletin omurgası inceldi. Tarih bize defalarca aynı şeyi söyledi: Toprak kaybı önce nüfus kaybıyla başlar.

Bugün Türkiye’nin önündeki mesele tam da budur. Doğurganlık düşüyor. Evlenme yaşı yükseliyor. Gençler ekonomik baskılarla aile kurmayı erteliyor. Çocuk artık bir medeniyet devamı değil, maliyet kalemi gibi görülüyor. Bu yalnızca ekonomik değil, zihinsel bir kırılmadır. Modern hayat, tüketimi çoğaltırken aileyi küçülttü; konforu büyütürken nesli daralttı. Batı bugün bunun bedelini ödüyor. Türkiye aynı tuzağa yürümemelidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “üç çocuk” çıkışı bu yüzden bir sosyolojik tercih değil, stratejik güvenlik doktrinidir. Bu çağrı, doğrudan Türkiye’nin beka meselesidir. Bugün savunma sanayi konuşuyoruz, yerli üretim konuşuyoruz, teknoloji konuşuyoruz, büyük Türkiye diyoruz. Peki bu büyük Türkiye’yi yarın kim taşıyacak? Fabrikada kim üretecek? Sınırda........

© Diriliş Postası