DOLANDIRICILIK DEĞİL, KÜRESEL BİR SUÇ ENDÜSTRİSİ
Bazen bir operasyon yapılır, birkaç kişi gözaltına alınır, birkaç şirketin kapısına mühür vurulur ve biz meseleyi adliyenin üçüncü sayfasında bırakırız.
Ama 18 Eylül’de İstanbul’da yapılan operasyon öyle okunacak bir operasyon değil.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda MİT ve İstanbul Emniyeti’nin yürüttüğü soruşturmada, İsrail bağlantılı olduğu belirtilen uluslararası organize forex dolandırıcılığı şebekesine mensup 31 firmanın 40’tan fazla ofisine eş zamanlı operasyon düzenlendi. Türkiye ayağının elebaşları, organizasyon modeli ve çalışma yöntemleri MİT tarafından deşifre edildi.
Dosyayı okuduğunuzda karşınıza üç beş telefon dolandırıcısı çıkmıyor.
Karşınıza fabrikalaşmış bir suç modeli çıkıyor.
Sistem öylesine profesyonel kurulmuş ki önce başka ülkelerde paravan şirketler açılıyor. Plazalarda çağrı merkezleri kuruluyor. Japonca, Hintçe, Fransızca, İspanyolca bilen elemanlar bulunuyor. Çalışanlara gerçek isimleri yerine kod adları veriliyor. Ardından her biri için sahte bir hayat hikâyesi yazılıyor. Gerekiyorsa telefondaki kurbanın güvenini kazanmak için kendisini “Oxford mezunu” olarak tanıtıyor. Üstelik işe alınacak personelin güvenlik birimleriyle bağlantısı bulunup bulunmadığını anlamak için yalan makinesi testleri dahi uygulandığı belirtiliyor.
Ofise telefon sokmak yasak.
İbranice konuşmak yasak.
İçeride farklı çalışanların seslerinin birbirine karışmaması için yüksek sesle müzik çalıyor.
Temizlikçi bile içeri alınmıyor.
Bunlar bir telefon dolandırıcısının tedbirleri değil. Bunlar kurumsal organizasyon disipliniyle çalışan bir suç yapılanmasının yöntemleri.
Ve asıl şeytanlık bundan sonra başlıyor.
Aradıkları insanın ekranında kendi ülkesinden bir telefon numarası görünüyor. Karşıdaki kişi kendisini bir yatırım danışmanı olarak tanıtıyor. Önünüze son derece profesyonel görünen bir yatırım platformu koyuyorlar. Siz para yatırıyorsunuz. Ekranda paranızın büyüdüğünü görüyorsunuz.
Ama ortada yatırım........
