ANA MUHALEFET NEDEN KAZANMAK İSTEMİYOR?

Ülkemi meşgul eden iki ana gündem var. Birincisi, artık kronikleşmiş, ve hatta acınacak hallerde olan bir ana muhalefet sorunu, diğeri ise Ortadoğu, İran-ABD-İsrail savaş üçgeni.

Savaşı tüm ayrıntısına kadar sosyal medya da canlı izliyoruz. O yüzden ben diğer kronik sorunumuz olan ana muhalefet partisini, yani CHP’yi yazacağım.

Öyle yaşanan kepazelikleri, vurgunları, otel odalarını, otel odalarının içini didiklemeyeceğim. Çünkü daha fazlası mahallenin meydanına dökülmüş durumda. Görmek isteyen fazlasıyla her şeyi görüyor.

Ben ulu orta dökülenlerin dışında, CHP’nin niye kazanmak istiyormuş gibi gösterip kazanmamak için uğraştığını genişletip açarak başka bir CHP gerçeğiyle yüzleştireceğim sizi.

Derdim, yazının üslubu bu konularda toplumda oluşan çirkinliğe alet olmadan, terbiye sınırları içerisinde fotoğrafı seçmene daha net göstermek…

Sorun inandırıcılık mı, yoksa kazanma yeteneği mi?

Bugün Ana Muhalefet’in kamuoyuna yansıyan haline baktığımızda ortada güçlü bir iktidar alternatifi değil, dağınık, yönünü kaybetmiş, rotasızlıkta kaybolmuş bir CHP görüyoruz. Ciddiyetin yerini tartışmaların, disiplinin yerini savrukluğun, siyasal iddianın yerini ise günübirlik polemiklerin aldığı tablo bu.

Burada tek tek olayların doğruluğu ya da yanlışlığı değil mesele. Asıl mesele, bu görüntünün neden sürekli tekrar edildiği. Çünkü siyaset, sadece ne yaptığın değil; seçmenin zihninde nasıl bir iz bıraktığındır. Ve bugün o iz, güven değil, tam tersi dev bir güvensizlik üretiyor.

Bir siyasi partinin en büyük sermayesi yönetebilirlik hissidir. Toplum kusursuzluk aramaz; ama en azından bir düzen, bir ciddiyet ve bir istikrar görmek ister. Oysa Ana Muhalefet, bu hissi güçlendirmek bir yana, tam tersine zayıflatan ne kadar yanlış şeyler varsa ve hatta onları da doğruymuş gibi pazarlamanın gözü körlüğüyle çirkin bir performans sergiliyor.

Tam bu noktada insan şunu sormadan edemiyor: Bu tablo gerçekten sadece........

© Diriliş Postası