Gizli konfor: Şikâyet |
Zübeyde Kızılyer yazdı;
Gizli konfor: Şikâyet
Dışarıda gördüğümüz ve sürekli şikâyet ettiğimiz o eğrilikler, belki de sadece kalbimizin aynasındaki tozlardan ibarettir. Biz dünyayı düzeltmeye mi çalışıyoruz, yoksa aynaya bakmaktan mı kaçıyoruz?
Bugün etrafımıza bakalım, ya da daha dürüst olalım, aynaya bakalım. Kaç kez ekonomiden, yöneticiden, eşten, çocuktan, şanssızlıktan zamanın yetersizliğinden, parasızlıktan, mutsuzluktan, insanlardan vb. şikâyet ettik? Muhtemelen defalarca.
Şikâyet etmek, son yıllarda insanın en büyük bağımlılığı haline geldi. İnsanlar şikâyet etmeyi sever ama bunun arkasındaki gizli kazançla yüzleşmekten kaçarlar. Peki, sürekli her şeyin mağduru olduğumuzu anlatırken, aslında bu durumun bize sağladığı o muazzam, konforlu alanı hiç fark ettik mi?
Şikâyet etmek, aslında insan psikolojisinin sığındığı en lüks, en zahmetsiz limandır. Bize sahte bir haklılık duygusu verir; “Ben iyiyim ama dünya kötü” illüzyonunu yaratır. Değişmek çaba harcamak, risk almak, uykusuz kalmak ve terlemek gerektirir. Şikâyet etmek ise oturduğumuz yerden dünyayı yargılama konforu sunar. Bu konfor, insanı içten içe çürütürken aynı zamanda eylemsizliğe hapseder. Kurban rolünün bu sinsi rahatlığı, ruhu tembelliğe alıştırır.
Hayat, evrensel bir “dualite dengesi” üzerine kuruludur. Gece olmadan gündüzü, soğuk olmadan sıcağı bilemeyiz. Tasavvufta bu durum, birbirini tamamlayan “celal ve cemal” zıtlığıyla açıklanır. İnsanın iç dünyasında da bu iki kutup her an savaşır: Nefs-i Emmare’nin kurban bilinci ile ruhun irade ve gayret gücü. Şikâyet etmek; Hakk’ın celal tecellisindeki cemali görememek, imtihanın içindeki ikramı reddetmektir.
Şikâyet ettiğimiz her an, tasavvuftaki “şikayetçi........