We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sümeyya Demirel İdeotloji

2 3 0
01.08.2022

Birilerini veya bazı sabit fikirleri sahiplenip, kalan herkesi ve her şeyi insanlık terazisine de koymadan 'öteki' yapanlar kimse kim;

Hepsinin iplerini merkezi dogma tekel tutuyor demektir.

Bir konuda kurtarıcıyı oynarken bile, işleri güçleri bu tekelin gelecek planlarına piyonluk yapmak.

Popüler sahnedeki ünlüleri tamamen ayrı bir başlık konusu.

Öncelikle medya kuruluşları, kendisine utanmadan araştırmacı-gazeteci de diyen algı memuru mensupları

Ve de sivriltilmiş siyasiler.

Adaletin değil, kazanmanın peşindeler;

Hakikatin değil, haklılığın peşindeler;

Memlekete-millete değil, sabit fikirli ideotlojilere hizmetin peşindeler;

Yapılacak tek bir GÖREV var halbuki:

Memlekete-millete hizmeti ADALETLE yap ve vaden dolunca çekil.

Tek göremediğimiz de bu.

Hukukmuş!

Çakma sistemin ihtiyaçlarına göre eğilip-bükülen, kıvıran-kıvrılan 'hukuk’a ne denir aslında onu da söylerdim ya neyse...

Yasaların asıl işlevi, esasen irade sahibi halkı, orantısız güç sahiplerinin şuursuz kibrinden korumak olsa da...

Yoksa yasaya ne gerek var değil mi? 'Yönetici' ya hani, kafasına göre takılsın yani...

Hukuk dedikleri; Yasaları birilerine şöyle, birilerine böyle çalıştırmakmış...

"Yasa" dediklerini de, tabandaki muazzam güç arkasında hakları var sansın diye icat etmişler sanki.

Aynı halkı 'eziklemeye' yönlendirmişler sonra bunu bi de...

Seçim siyaset filan da; "Sırf temsil edildiklerini, birilerinin hakları için mücadele ettiğini düşünsün, Aleme zerre faydası olmayan kötünün iyisini de kendisinin seçtiğini sansın bari. Daha bi sakin kalırlar, başımız ağrımaz...."

İnsan, kedi yavruları gibi sürekli aynaya çarpmaz ki; "Bunlar denendi. Hep aynı eski bayat hikaye. Başka neler mümkün acaba?" demez mi hiç?

ADALET özelde tüzelde hak getire...

Dengeyi sağlayamayan, sekerek yürür işte bu yollarda... Düşünce de kapanın elinde kalır.

Sağ-sol bütünü bir beynimiz var. Ve bu sol-sağın tek işi, 'diğer yarısı eşi' desteklemek.

Tek bir enerjiyi çarpıp bölüp zihni sinir aşırı uçlara sündürsen de;

Tek işi, şöyle ya da böyle, bu gerilimi bertaraf edecek dinginliğe dönmek olacaktır.

Aynen gerilmiş lastik gibi...

Kopmayanından, hep zaten olanından bu...

Yaratılış tabiatı gereği...

Aşırı uçlar da dolayısıyla kendi aşırı uçlarını tetikler...

Bu alemde her şey, gerçekte bilinemez müthiş bir temel 'sistem’in kendi parçalarıyla muazzam ahenkli şuurlu iletişimi ve bunun dengesi üzerine kurulu.

Yoksa bilinmeyende şuursuzca 'ilahi huşu' hissedebilen titreşimden ibaret olurduk herhalde...

Hiçbir şey gerçekte 'yoksa' da, 'bu' kesinlikle var derim.

Çocukken yaşadığım olağandışı bir deneyimde tek algıladığımdı. Beden, şekil, zaman, karanlık-aydınlık algısı dahi 'yok' olmuştu. Belki bir andı, belki dakikalar... Yalnızca 'huşu' diyebileceğim bir his. 'Huşu' da anlatabilmek için sadece...

'Derinlik sarhoşluğunda' süzülüp giderken, birden şuurlu bir bilinç: "Hey heeey!... Hani Sümeyya!... Sümeyya nerede?!... Sümeyyaaaa!" ve bir anlık 'panik' ile görmek istediğim eli burnuma sert bir şekilde çarpma suretiyle algının bu bedendeki duyulara dönüşü...

'Yok' yok asıl belki de. Bu neler neler demek esasında düşünebiliyor musun?

Düpedüz dengesizken de; Hangi hukuksa, neyin hukuğuysa bu artık, hukuk ne yapsın seni, adaletin yoksa.

Adaletin herkese denk durduğunu, herkese hemen uzanılabilecek kolaylıkta lazım olduğunu ancak kendilerine gerekince kavrayabilenler...

Ve Anayasayı tanımaz, memleketin-milletin çıkarlarını gözetmez, 'uluslararası sözleşme' adında bir dolu ters köşe saçmalık.

Sahi, kendi yasalarını adaletle uyguluyor musun ki, üzerine bir de çoğu Anayasa ihlali sayılabilecek sözleşmeleri 'değerli' veya 'elzem' gibiymiş gibi ortalığa salıyorsun?!

Temel meselen adaletsizlik ise, bunu çözmeden her türlü yasa veya yaptırım zaten hikaye...

Şu, 'milletlerarası' veya 'uluslararası' kılıktaki kuruluşların hepsi; Gözle görülmez, sınır tanımaz, çakma gölge 'imparatorluğa' hizmet eder.

Şekillerin ötesindeki ezeli gölge soy imparatorluğun 'bakanlıkları' de.

İnsanlık üzerindeki 'saltanatlarının' sürdürülebilirliği esas. Yoksa puf diye varlık sahnesinden düşecekler belki de...

Şekilci olan, sınırlar var sanan.

Düşünsene, yakın dövüşteki rakip, görünür olduğu sürece ne yapacağını bilirsin. Ya görünmez olsaydı? Keskin nişancıların en büyük korkusu görülmek. Kaçak dövüşür ve her yönden vur-kaç yapardı. Neye uğradığını şaşırır, olan biteni de hep başka alemlere bağlardın.

Bir bakarsın, davasında bir 'haklı' bir 'haklı' ki ortalık yıkılıyor.

Sonra bir daha bakarsın, başka 'haklı' birine, gerçeklerin adam gibi araştırılması fikrine sus-pus.

Bu da iyi yine; Yeter ki dün söylediği yalanları unutup, kendisiyle taban tabana çelişen söylemlerde bulunmasın.

Bazı fikirleri yerince iyi de olsa, sabit fikirli olur bunlar.

Yemini henüz sahaya girer girmez, memlekete-millete görev bilincini de çarka girince unutur giderler.

Biatçıların tek dertleri, taraftar olduklarını hedefe taşımak artık.

Şuursuzca...

Neye mal olursa olsun...

Nasıl olursa olsun da yeter ki bunlar 'kazansın' yani...

Şekilde görülen bu...

Bir de görülmeyeni var. Yeter ki 'kazanılmasın' için ne gerekiyorsa yapılanlar.

Maksat her kesimden millet kendini temsil ediliyor, birileri yapıyor, kendisi seçiyor sansın...

Artık iyice anladık ki; Siyasi veya popüler sahneye çıkanlar, merkezi dogmaya hizmet etmiyorsa basitçe sahneden itiliyor. Hakikati araştıran gerçek bilim insanları dahil.

Örümcek ağı gibi her yeri sarmışlar. Ağa düşenlerin yetenekleri, olağanüstü fikirleri, özel........

© Dikgazete.com


Get it on Google Play