İncir
Fransız gastronom ve yemek yazarı Fulbert-Dumonteil (1831-1912), vaktiyle Orman Dostları Derneği tarafından yayınlanan L'arbe (Ağaç) bülteninin 1899 senesine denk düşen Ocak, Şubat, Mart sayısında kaleme aldığı «Variétés» (Çeşitler) makalesinde incir ağacının dayanıklılığından sitâyişle yâhût ısrarlı övgüyle bahseder.
Onun tâbiriyle incir ağacı, “alışılmadık, derin loblu yapraklarıyla dev bir elin şeklini andıran, Doğu'ya özgü latîf bir ağaçtır.”
Güney Fransa'nın her yerinde yetişir, türlü rüzgârlara, fırtınalara göğüs gerer, sadece hava ve güneşe ihtiyaç duyar, zahmetsizdir.
Bâzen pek cesîm ve heybetli boyutlara ve saygın bir yaşa erişir.
Roscoff (Fransa'nın Bretonya bölgesinde bir komün), Zürih gibi beldelerin çeperinde büyüyen iri vücûdlu incir ağaçlarının atalarını andırırlar. Fulbert-Dumonteil için Marsilya inciri, Smyrna (Eski İzmir) inciri kadar meşhûrdur.
*
Batı Avrupa târihinde İngiltere Kilisesi'ne kimin liderlik edeceği, mevcûd hükümdârın mı, yoksa papanın mı başkanlık etmesi gerektiği, gibi husûslarda Roma Katolik Kilisesi'ni terk etmesiyle, bâzı teâmüllere veyâ usûllere, evlilik müessesesi gibi Hristiyanlığın değer atfettiği konulara dâir ihtilâflı hükümleriyle mârûf İngiltere Kralı VIII. Henry (1491-1547), kendinden birkaç on sene evvel yaşamış anti-Papacılığıyla meşhûr Savoy Dükü Amadeus ile üç müşterek zeminde buluşur.
İkisi de Roma Katolik Kilisesi'nden hazzetmez.
İkisi de mensûbu oldukları hânedânlıkta «Sekizinci» titrini alır.
Ve ikisi de tekellüflü, gösterişli ve masraflı yemek dâvetlerine düşkünüdür.
Amadeus'un şatafatlı şölenlerinde dâvetlilere takdîm edilen dudak uçuklatıcı miktarlardaki her nevʿ yiyecek, bir zamanlar çok da kayda değer olmayan sikkeleri tedâvüle soktuğu için –halk nezdinde– choppernose (bakır burun) unvânını almış Henry'nin konuk sofralarında da kendine yer bulur.
On binlerce su va kara faunasından hayvan, şimdilerde maalesef soyu tükenmeye yüz tutmuş 19 Pasifik morinası, 1,200 büyükbaş hayvan, 2 bin koyun ve 2,400 civârında bıldırcın misâfirlere sunulur, I. François ile –günümüzde Fransa'da tekstil limanı olan– Calais'de tertîb edilen siyâsî musâhabeler hem hükümdârın ince mânâlı bir gösterisi, hem de –âmiyâne tâbiriyle– “kırk gün kırk gece” sürdürülen zevk ü sefâ dolu günlerin hoş bir bahânesidir.
Bu iki hüküm sâhibinin sofralarından eksik etmediği ve hattâ Henry'nin seneler boyunca kendi saray mutfağına sık sık getirttiği incir, şu tesâdüfe bakın ki, bir dönem tadı dillere destân olmuş Smyrna inciridir.
*
Bir zamanların en müreffeh kıyı şehirlerinden Smyrna'nın ovalarında boy gösteren incir, Batı Roma'nın «domus»larında (Eski Roma'da aristokratların ikâmet ettiği konutlarda) kırmızı Latin şarabıyla pişirilip kuru incir ile çeşnilendirilen domuz etli târiflerden, Kostantiniyye'nin matbâh-ı âmiresinde hazırlanan pâdişâhın ağzına lâyık incir hoşafına, imparatorluğun son demlerine kadar ününü muhâfaza etmiş ve bölgede incire oranla zeytin daha ganî olmasına ve hattâ Kuzey Afrika ve Sûriye dolaylarında da incir yetişmesine karşın, bilhassâ Smyrna şehrinin mahsûlü tedârik edilmiş........
