Yıl 2026; Hakan Fidan’a karşı küreselci yapılar ile FETÖ arasındaki iş birliği devam ediyor mu?

Ömür Çelikdönmez yazdı;

Yıl 2026; Hakan Fidan’a karşı küreselci yapılar ile FETÖ arasındaki iş birliği devam ediyor mu?

Milli İstihbarat Teşkilatı, Türkiye’nin en güçlü ve en hassas kurumlarının başında gelir. Bu nedenle kurumun başkanı ve personeli, görevlerini icra ederken son derece dikkatli olmak zorundadır.

Teşkilata yönelik her türlü haber ve iddia, deyim yerindeyse ince elenip sık dokunur, adeta kılı kırk yararcasına değerlendirilir. Zira teşkilatın bu konudaki hassasiyeti son derece yüksektir; en küçük bir bilgi sızıntısına dahi tahammül yoktur.

2010–2023 yılları arasında görev yaparak Millî İstihbarat Teşkilatı’nın 20. başkanı olan Hakan Fidan hakkında ortaya atılan tezviratlar, bu durumun en çarpıcı örneklerinden biridir. Fidan, göreve gelir gelmez çeşitli çevreler tarafından “İrancı” yaftasıyla hedef alındı.

Bu ithamlar karşılık bulmayınca süreç bir adım ileri taşındı; yargı yoluyla tasfiye girişimleri devreye sokuldu. Öyle ki, tutuklanması için adliye ve emniyet unsurlarının seferber edildiği bir tablo ortaya çıktı.

Akademik ve askerî birikimin kesişiminde Hakan Fidan…

Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu ve Kara Kuvvetleri Dil Okulu mezunu Hakan Fidan, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki görevi esnasında akademik tahsilinin büyük kısmını yaptı. Yurt dışı NATO görevi sırasında University of Maryland University College’da  Siyaset ve Yönetim Bilimi alanında lisansını tamamladı.

Ardından Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı. TSK’deki hizmetini müteakip akademik hayata yoğunlaşan Fidan, Hacettepe ve Bilkent Üniversitelerinde uluslararası ilişkiler alanında dersler verdi.

Doçentlik tartışması üzerinden yürütülen algı operasyonu…

2012 yılında basında yer alan haberlere göre eski MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın 2010 yılındaki doçentlik başvurusu jüri tarafından reddedildiği gündeme taşındı. Bu durum, o dönemde özellikle Taraf gazetesi tarafından "MİT Müsteşarı'nı doçent yapmadılar" başlığıyla gündeme getirilmiş ve tartışmalara neden olmuştu.

Hakan Fidan'ın akademik kariyerinde mülakata bile çağrılmadan doçentlik başvurusunun reddedildiği iddiasının haberleştirilmesinin Hakan Fidan'ın MİT'in başına getirilmesinin ardından onu itibarsızlaştırmak amacıyla yapıldığı değerlendirilmişti.

Görüldüğü gibi akademik eğitiminin büyük kısmını TSK bünyesinde tamamlayan ve Maryland Üniversitesi'nde siyaset ve yönetim bilimi eğitimi alan Fidan; literatürde ve haberlerde "Dr. Hakan Fidan" olarak anılıyor.

Bahsi geçen dönemdeki bu tür haberler, daha sonra FETÖ'nün devlet kurumlarına ve bürokratlara yönelik kumpas süreçlerinin bir parçasıydı. Hakan Fidan'ın akademik başvurusunun reddedildiği bilgisi o dönem medyaya yansımış ve özellikle FETÖ medyasınca bir kara propaganda aracı olarak kullanılmıştı.

Devleti ele geçirme planının ilk adımı: FETÖ’nün hükümete saldırısı…

"Paralel Devlet Yapılanması" olarak tanımlanan FETÖ’nün, yalnızca bürokrasi içinde kadrolaşmakla kalmayıp kritik isimleri hedef alan sistematik bir itibarsızlaştırma süreci yürüttüğü bilinmektedir. Bu bağlamda, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 2010 yılındaki doçentlik başvurusunun reddedildiğine dair iddialar, 2012 yılında özellikle Taraf gazetesi üzerinden gündeme taşınmıştır.

“MİT Müsteşarı’nı doçent yapmadılar” başlığıyla servis edilen bu haberlerin, salt akademik bir değerlendirmeden ziyade, Fidan’ı kamuoyu nezdinde yıpratmaya yönelik bir algı operasyonunun parçası olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim bu süreç, 7 Şubat 2012’de yaşanan ve literatüre “7 Şubat MİT Krizi” olarak geçen gelişmelerle birlikte okunmalıdır. FETÖ bağlantılı yargı unsurlarının, MİT Müsteşarı Hakan Fidan başta olmak üzere bazı üst düzey kamu görevlilerini “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağırması ve haklarında yakalama kararı çıkarması, doğrudan hükümeti hedef alan bir operasyon olarak değerlendirilmiştir. Fidan’ın dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uyarısı doğrultusunda ifadeye gitmemesi, krizin seyrini değiştiren kritik bir kırılma noktası olmuştur.

Bu girişim, hükümet ile Fetullah Gülen yapılanması arasındaki ilk açık çatışma olarak kayıtlara geçmiştir. Sürecin merkezindeki savcı Sadrettin Sarıkaya ise daha sonra FETÖ üyeliği suçlamasıyla meslekten ihraç edilip tutuklanmıştır.

Devlet refleksi gecikmemiş; 17 Şubat 2012’de MİT Kanunu’nda yapılan değişiklikle, MİT mensupları hakkında soruşturma açılabilmesi Başbakan iznine bağlanmıştır. Ardından 18 Şubat’ta yakalama kararları kaldırılmış, 30 Ocak 2013’te soruşturma izni verilmemiş ve 22 Mart 2013’te dosya hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Bu gelişmeler, yargı eliyle yürütülen operasyonun siyasi ve hukuki zeminde boşa çıkarıldığını göstermiştir.

 Siyasi söylem, darbe gerçeği ve itibarsızlaştırma zinciri…

Yıllar sonra Selahattin Demirtaş’ın “MİT Müsteşarı’nın ifadeye gitmemesi devlete kafa tutmak olmuyor da bizim gitmememiz mi oluyor?” şeklindeki sözleri, söz konusu sürece dair farklı siyasi okumaların da varlığını ortaya koymuştur.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından başlatılan soruşturmalar, FETÖ’nün devlet içindeki yapılanmasını daha görünür hâle getirmiştir. Bu kapsamda MİT bünyesinde de operasyonlar yürütülmüş; açığa alınan 141 personelden 87’si ihraç edilmiş, önemli bir kısmı hakkında adli süreç başlatılmıştır.

Öte yandan, Taraf gazetesinde yer alan ve Namık Tan’ın da atıf yaptığı haberde, Hakan........

© Dikgazete.com