Türkiye’de radikal dinci terör grupları ve yeni güvenlik tehditleri!

29 Aralık 2025’te Yalova’da DEAŞ/IŞİD’e yönelik bir terörle mücadele operasyonu düzenlendi. Elmalık köyünde bir eve yapılan baskın sırasında şüpheliler, güvenlik güçlerine ateş açtı ve çatışma çıktı. Çatışmada 3 polis memuru şehit oldu, çok sayıda polis ve bir bekçi yaralandı. Operasyonda 6 DEAŞ mensubu etkisiz hâle getirildi. Evde bulunan kadın ve çocuklar, güvenli şekilde tahliye edildi. Olay, Türkiye genelinde DEAŞ’a karşı sürdürülen geniş kapsamlı operasyonların bir parçası olarak değerlendirildi.

Yalova’daki çatışma, DEAŞ gibi radikal örgütlerin Türkiye için hâlen somut ve yakın bir iç güvenlik tehdidi olduğunu ortaya koydu. Söz konusu yapıların yalnızca sınır ötesinde değil, Türkiye’nin batısında dahi hücre yapılanmaları kurabildiği ve silahlı direniş gösterecek düzeyde örgütlü olduğu anlaşıldı.

Olay, terör tehdidinin “bitirildi” algısının gerçeği tam yansıtmadığını, özellikle Suriye ve Irak’ta dağılma sürecine giren unsurların Türkiye içinde uyuyan hücreler şeklinde varlığını sürdürebildiğini gösterdi. Bu durum, sınır güvenliği kadar iç istihbarat ve yerel hücre takibinin hayati önemini bir kez daha gündeme taşıdı.

Bu üzücü olay Türkiye’nin DEAŞ karşıtı pozisyonunun örgüt tarafından açık bir düşmanlık olarak algılandığını ve bu nedenle Türkiye’nin doğrudan hedefte olduğunu teyit etti. Bu da terörle mücadelede süreklilik, istihbarat derinliği ve toplumsal farkındalığın zorunlu olduğunu gösterdi.

Dinci terörün yakın tarih kronolojisi, cihat ihracından, cihat ithaline: Türkiye’de radikal İslamcı tehdit nasıl oluştu?

Türkiye, kuruluşundan bu yana farklı türden sosyopolitik çatışmalarla mücadele ediyor. Dış güçlerin destekleriyle yıllardır süren Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs anlaşmazlığı, Alevi-Sünni çatışmaları, başörtüsü tartışması ve daha birçokları, toplumu doğrudan veya dolaylı olarak böldü, halk arasında düşmanca hisler ve söylemler doğurdu ve farklı toplumsal unsurların farklı zamanlarda yabancılaşmasına yol açtı.

Türkiye'de terör örgütü kapsamında istihbarat raporlarında yer alan ideolojik yapılanmalar genellikle sol tandanslı silahlı propaganda metodunu benimseyen gruplardır. Ancak özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra radikal dinci grupların aşamalı şekilde yurt içi ve yurt dışında aldıkları silahlı eğitimler sonucu terör örgütlerine dönüştükleri görülmüştür.

Bu kapsamda Sovyet Rusya'nın Afganistan’ı işgaline duyulan tepkiler sonucu, 12 Eylül darbesinde özellikle İran'a kaçan Akıncılar derneğinden bazı isimler, Afganistan'a geçerek Cemiyeti İslami veya Hizbi İslami gibi direniş gruplarının saflarında Sovyet ordusuna karşı savaştılar. Afganistan'dan dönenler, Afgan cihadını ballandıra ballandıra anlatınca özellikle 1990 sonrası üniversite öğrencilerinden gidenler çoğalmıştı.

İran'da kalanlar ise Devrim Muhafızlarının açtığı kamplarda ideolojik ve silahlı eğitim aldılar. Türkiye'de hücre modelinde örgütlendiler. Bazı suikastlerde kullanıldılar. İran İslam Devrimi’nden etkilenen gruplar arasında Türkiye Hizbullahı'nın ilk kadroları vardı. Türkiye’deki radikal İslamcı/Cihatçı oluşumlar, İran'daki İslam devriminden sonra 1980'lere kadar uzanmaktadır. 1990'larda, Türk Hizbullah'ı, ağırlıklı olarak Türkiye'nin güneydoğusunda aktifti. Daha sonra, ülkenin diğer bölgelerine yayılmaya ve üye ve ekipman toplamaya başladı. Bu dönemde, grubun saldırılarında yüzlerce kişi öldürüldü. 2000’lerin başındaki davalardan bu yana, grup düşük profilli kaldı.

Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte başta Hırvatlar olmak üzere, Makedonlar, Arnavutlar ve Boşnaklar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Sırp ordusu, Boşnaklara saldırınca Türkiye'den Bosna’ya savaşmaya gidenler oldu.

Üçüncü dalga, Çeçenistan Rusya savaşıydı. Türkiye'den özellikle Kafkas göçmenleri arasından katılımlar yaşandı. Selefi ideolojinin baskın olduğu gruplara insan kaynağı oldular. Tüm bu cephelerde savaşanlar, Türkiye'ye döndüklerinde cihadı, yöntem kabul ettiler.

Ülkenin tarihindeki askeri darbeler, darbe girişimleri askeri rejimlerin baskıcı politikaları mevcut gerginlikleri besledi. Bu düşmanlıklar, insanları radikal fikirlere ve davranışlara yöneltti.

Buraya kadar anlatılan gruplar genellikle yurt dışındaki Müslüman gruplara yönelik katliamlara karşı savaştıkları gerekçesiyle Devlet nezdinde cezai yaptırımlara çarptırılmadılar veya düşük cezalar aldılar.

Ancak ülke içinde PKK karşıtı silahlı yapılanmalara bir dönem sıcak bakıldığı da bir gerçek. Özellikle terör örgütü PKK’nın etkin olduğu Güneydoğu illerinde ortaya çıkan Hizbullah, sadece PKK ile mücadele etmedi. İdeolojik ve düşünce farklılıklar taşıyan diğer dini grupların liderlerine yönelik suikastler düzenlendi.

Türkiye’yidomuz bağı cinayetleri” ve “mezar evler”le tanıştıran Hizbullahçılar, Diyarbakır İl Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı 24 Ocak 2001 tarihinde, seyir hâlindeki makam aracına yapılan silahlı suikast sonucu beş polis memuruyla birlikte öldürdüler.

Terör eylemleri gerçekleştiren bir başka İslamcı terör örgütü daha var, Necip Fazıl Kısakürek'in ortaya koyduğu Büyük Doğu ideolojisi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti'ni kaldırarak yerine Orta Doğu'da "Başyücelik Devleti" adında bir federe Sünni İslam devleti kurmayı amaçlayan silahlı örgüt, İslami Büyük Doğu Akıncıları Cephesi veya kısaca İBDA-C. İBDA-C'nin Sivas katliamı ile Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesi olaylarında rol aldığı iddia edilmiştir.

Türkiye, 2011'deki iç savaşın patlak vermesinden bu yana Suriyeli mülteciler için hem bir geçiş ülkesi hem de bir ev sahibi ülke olmuştur. Türkiye'deki kayıtlı Suriyelilerin sayısı, binlerce Afgan ve Pakistanlı mülteci ve sığınmacı ile birlikte 3 milyona ulaştı. Bu durum Türkiye’yi dünyadaki en büyük mülteci nüfusuna ev sahibi statüsüne yükseltti.

Türk hükümeti, 2014 yılında Suriyelileregeçici koruma statüsü” ve prensip olarak eğitim, sağlık hizmeti ve işe erişim sağlamıştır. Potansiyel olarak travmatize olmuş, şiddete maruz kalmış ve hala zor koşullar altında yaşayan Türkiye'deki Suriyeli mülteciler, özellikle çocuklar ve gençler, diğer birçok riskin yanı sıra radikalizasyona karşı savunmasızdır. Önlenmezse, bu, Türkiye için Suriye çatışmasının en kalıcı miraslarından biri olabilir.

11 Eylül'den sonra, radikal İslamcı gruplar, El Kaide ivme kazanıp Türkiye'de sempatizanlar buldukça, yerel olmaktan uluslararası karaktere dönüştü. Hükümet, ABD öncülüğündeki küresel terörizme karşı savaşa katılarak ve çoğunlukla sert güce dayanan bir terörle mücadele stratejisine kaynak tahsis ederek yanıt verdi.

11 Eylül 2001... Sadece Amerika’nın değil, küresel jeopolitiğin eksenini yerinden oynatan bir tarih. Bu saldırılar bahane edilerek Ortadoğu'da taşlar yeniden dizilirken, ulus devletlerin sınırlarını aşan “asimetrik” aktörler bir bir sahaya sürüldü. İşte bu küresel düzlemde, Türkiye de “istikrarsızlaştırılması gereken” ülkeler listesine dâhil edilmek istendi. Çünkü Türkiye sadece bir coğrafya değil, aynı zamanda maziden atiye uzanan bir devlet aklıdır. O akıl ki, tarih boyunca hem sahada hem masada oyun kurmuştur.

İşte bu kurulu düzeni........

© Dikgazete.com