menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye'de ne oldu?

12 29
latest

Küresel güç savaşlarında Orta Doğu'da enerji koridorları ve Türkiye’nin stratejik bekası ekseninde Suriye'de ne oldu? sorusuna birlikte cevap arayalım.

Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar sadece yerel birer huzursuzluk değil, küresel enerji ve ticaret rotalarını yeniden şekillendirme girişimi olduğu hepimizin malûmu. Bu noktada; Şii, Kürt/Terör ve Davut koridorları, birbirini tamamlayan veya birbiriyle çatışan jeopolitik kurgular olarak devreye sokuldu.

Bu koridorların temel amacı, Türkiye’yi bir stratejik kuşatma altına alarak Trakya ve Anadolu topraklarına hapsetmekti. Filmin sonunda Türk'e kefen biçenin akıbetinin korkunç olduğunu tüm dünya kamuoyu bir kez daha gördü.

​Bu kuşatma planında; İran, Irak, Suriye ve Lübnan hattı üzerinden Şii Koridoru, terör örgütü yapılanmaları aracılığıyla sözde Kürt Koridoru, İsrail, GKRY ve Yunanistan ortaklığıyla da Davut Koridoru birer set olarak kullanıldılar. Bu yapılar, aslında birbirini tamamlayan veya birbiriyle çatışan jeopolitik enerji tasarımlardı. Türkiye, bu kuşatmayı yarmak ve jeopolitik hapishaneden çıkmak için sınır ötesi müdahaleler ve yeni ticaret yolları ile kendi stratejik hattını inşa etti.

Şii Koridoru olarak adlandırılan hat; İran, Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden geçerek Tahran’ın nüfuzunu Akdeniz’e ulaştırmayı hedefliyordu. Şimdi tarihin tozlu raflarında yerini aldı. Kürt veya Terör Koridoru ise Suriye ve Irak’ın kuzeyinde, ABD ve bazı Batılı güçlerin desteğiyle bir terör yapılanması üzerinden Türkiye’nin İslam dünyası ve Arap coğrafyasıyla olan kara bağlantısını amaçlıyordu.

Davut Koridoru ise İsrail merkezli olup, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile iş birliği içinde Doğu Akdeniz enerji kaynaklarını Türkiye’yi devre dışı bırakarak Avrupa’ya ulaştırma ve İsrail’in güvenliğini sağlama gayesini taşıyor. Şimdilik kağıt üzerinde başarılı bir proje gibi duruyor. Ancak Suriye’deki son gelişmeler, İsrail'in Dürzi ve Kürt toplumlarıyla işbirliğini işlevsizleştirdi. Sonuç olarak bu projeler, Türkiye’nin bölgesel gücünü kısıtlamaya yönelik çok boyutlu birer kuşatma planı niteliğindeydi.

Küresel güçlerin Basra Körfezi ve Kızıldeniz arasındaki hakimiyet arzusunun, dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde kırk sekizini ve doğalgaz rezervlerinin yüzde kırkını kontrol etme düşüncesine dayandığı biliniyor. Basra’nın çıkışı olan Hürmüz ve Kızıldeniz’in girişi olan Babülmendep kontrol edildiğinde, Avrupa ve Asya arasındaki enerji akışı tamamen tekelleşeceği ortada.

Bu koridorların nihai amacı, bu enerjiyi Türkiye’yi baypas ederek veya Türkiye'yi kontrol altında tutarak Doğu Akdeniz’e ulaştırmaktır. Suriye’deki aşiretlerin SDG/YPG’ye karşı ayaklanması, bu enerji çıkış koridorunun güvenliğini sarsmakta ve planlanan lojistik hattı kesintiye uğratmaktadır. Dolayısıyla en son tedavülden kaldırılan Kuzeydoğu Suriye'deki ABD ve İsrail destekli SDG ile birlikte Davut Koridoru oldu.

Suriye'nin Deyrizor kentinde YPG/SDG'ye karşı ayaklanan aşiretler, bölgenin işgal altında tutulan kısmını tamamen kurtardı. Suriye hükümeti ile YPG/SDG arasında, tam entegrasyonu öngören bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre sınır kapıları ve petrol sahalarının tamamı Suriye yönetimine bırakılacak. Böylelikle Türk Devlet aklı, 10 yılı aşkın süredir kuzeydoğuyu yöneten güçleri de tasfiye etmiş oldu.

Türkiye için bu mesele bir beka sorunu görülüyordu. Küresel emperyalist........

© Dikgazete.com