menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş durumunda Türk ordusu İran sınırını geçecek mi?

28 0
25.02.2026

Savaş durumunda Türk ordusu İran sınırını geçecek mi?

Ortadoğu'da ABD ile İran arasında askeri gerilim tırmanıyor. ABD'nin İran'a karşı olası askeri saldırıları hakkındaki söylentiler, dolaylı diplomasi yüksek riskli spekülasyonlar arasında devam ederken, ABD Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, Trump'ın İran'a saldırmayı ciddi olarak düşündüğünü ve yönetimin Amerikan halkına "gerekçelerini anlatması" gerekeceğini söyledi.

Bazı haber ajansları, Trump’ın; Basra körfezinde konuşlanan ABD deniz, hava ve kara birliklerine, her an saldırı emrini verebileceğini belirtiyorlar. Hatta Rus yetkililer Amerika Birleşik Devletleri ordusunun ölümcül gücünü kullanmaya hazır olduğuna dair açıklamalarda bulunuyor.

ABD'nin İran operasyonu uzun vadeli bir askerî harekâta dönüşebilir mi?

CSIS (Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi), Brookings Institution ve The Atlantic Council gibi strateji kuruluşlarının İran raporlarında; ayrıca Pentagon ve CIA kökenli analizlerde (örneğin eski CIA Direktörü Leon Panetta’nın açıklamalarında); İran'da yapılacak bir operasyonun birden fazla saldırı gerektireceği, bunun ABD'yi Ortadoğu'da uzun vadeli bir askeri harekâta açık hale getirebileceği sıkça dile getirilmektedir.

İran'ın askeri ve nükleer tesislerinin çok geniş bir alana yayılması ve yerin derinliklerine gizlenmiş olması nedeniyle tek bir hava saldırısının yeterli olmayacağı vurgulanıyor. Hedeflerin tam olarak imha edilmesi için haftalarca sürecek tekrarlı saldırılar gerekeceği belirtiliyor.

Bu durumun, İran’ın bölgedeki vekil güçlerini kullanarak ABD üslerine saldırmasına, Hürmüz Boğazı’nı kapatmasına ve karşılıklı misilleme döngüsüne yol açabileceği değerlendiriliyor. Pentagon’daki savaşı projelendirme çalışmalarının Basra Körfezinde istenilen sonucu vermemesi halinde ABD, kısa süreli bir müdahale planlarken kendisini tüm Ortadoğu’ya yayılan, yıllarca sürebilecek maliyetli ve ucu açık bir savaşın içinde bulabilir.

Türkiye, savaş öncesi İran sınırında güvenlik önlemlerini hızlandırdı…

15 Ocak 2026’da Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, “560 km’lik İran hududumuzun güvenliği, bölgeden bulunan Hudut Birlikleri tarafından ‘Hudut Namustur’ anlayışıyla her türlü hava ve arazi şartında 7 gün 24 saat büyük bir özveriyle korunmaktadır” denilmişti. Daha sonra bu açıklama bazı medya organlarında “ABD-İran Krizi Büyüyor! Türkiye'den Sınır Hazırlığı” başlığıyla yer buldu. Bölgede yaşanabilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı, İran'dan gelebilecek muhtemel mülteci akınını önlemek amacıyla sınır hattında tampon bölge oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapıldığı iddia edildi.

Türkiye ne tür önlemleri neden alıyor nasıl alıyor?

Yerli ve yabancı kaynaklar ağız birliği etmişcesine Türkiye’nin; ABD'nin komşu İran'a saldırması durumunda, sınır boyunca olası acil durum planlarını değerlendirdiğinden söz ediyor. Bu doğaldır. Çünkü İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyonun Türkiye üzerinde iki ana yıkıcı etkisi olması beklenir.

Türk yetkililer esas olarak İran krizinin bölgesel çapta yaratacağı daha geniş kapsamlı sonuçlardan, özellikle de çatışmanın yayılma riskinden, İran'ın güç yapısının olası çöküşünden ve Türkiye sınırlarına doğru büyük ölçekli bir göç dalgasından endişe duyuyorlar. Bu endişenin tarihsel arka planı var.

Saddam Hüseyin'in 16 Mart 1988'de kimyasal silahlarla gerçekleştirdiği Halepçe saldırısı sonrasında, Kuzey Irak'taki Kürt aşiretleri, büyük kitleler hâlinde sınırı geçerek Türkiye’ye sığınmışlardı. Yine Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nin komünist hükûmet başkanı Todor Jivkov tarafından 1989 yılında Bulgaristan vatandaşı Türklere yönelik yapılan zulümler sonucu on binlerce Türk, Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakılmıştı.

Türkiye, ABD'nin İran'a saldırması ve İran rejiminin hükümetinin çökmesi ve sınır emniyetini sağlayamaması durumunda, İran sınırındaki güvenliği güçlendirmek için acil durum planları üzerinde çalışıyor. Güvenlik açısından, İran'ın devlet otoritesinin zayıflaması, sınır hattında büyük bir otorite boşluğu yaratarak terör örgütlerinin (PKK/PJAK) hareket alanını genişletebilir; ayrıca İran'ın misilleme olarak bölgedeki NATO tesislerini (örneğin Kürecik) hedef alması Türkiye'yi doğrudan ateş hattına çekebilir.

Mülteci boyutu ise çok daha kritiktir; olası bir çatışma, halihazırda milyonlarca Afgan mülteciye ev sahipliği yapan İran'dan Türkiye sınırına doğru devasa bir göç dalgasını tetikleyebilir. Bu durum hem demografik dengeleri zorlar hem de milyarlarca dolarlık yeni bir insani yardım ve sınır........

© Dikgazete.com