Pentagon’daki tasfiyeler: Trump’ın güç mücadelesi mi jeopolitik çıkmazı mı?

Ömür Çelikdönmez yazdı;

Pentagon’daki tasfiyeler: Trump’ın güç mücadelesi mi jeopolitik çıkmazı mı?

Amerika, soğuk bir iç savaşın içine saplanmış durumda. Bu mücadele, hükümetin büyüklüğü ya da vergiler etrafında değil; Washington DC’de Pentagon’a yönelik büyük ölçekli değişim ve tasfiye girişimleri üzerinden yürütülüyor.

Müzakereler sürerken İran’a yönelik hamleleri, Donald Trump’ı Siyonist İsrail’in yamağı konumuna sürüklemiş görünüyor. Bu durum, onu ciddi bir jeopolitik çıkmazın içine iterken; çatışmadan sıyrılma çabası, beraberinde daha fazla çelişkiyi doğuruyor.

Büyük stratejist Henry Kissinger’ın ölümünden önce Trump hakkında yaptığı değerlendirme ise hâlâ geçerliliğini koruyor: “Dış politikada birçok önemli sorunu doğru tespit ediyorsunuz. Ancak çözümlerinizle genel olarak aynı fikirde değilim. Bu sorunlara tek seferde çözüm bulmak muhtemelen mümkün değil.”

Savaş ortasında orduyla hesaplaşma!..

Donald Trump, ikinci kez başkan seçildiğinde, görevden almaları Demokratlara ve medyaya verilmiş bir taviz olarak gördüğü için en yakın yardımcılarını görevden alma konusunda isteksizdi. Hatta son aylarda, ara seçimler öncesinde hiçbir kabine üyesinin görevden alınmamasına yönelik açık bir talimat verilmiş; seçim sonrasına ise kapsamlı bir tasfiye planı bırakılmıştı.

Ancak Trump'ın İran’la savaşı başlatmasının ardından azalan siyasi destek, bu dengeleri kökten değiştirdi. Trump’ın, İran politikasına karşı çıkan isimleri hızla görevden uzaklaştırdığı bir sürecin, ABD yönetimini nasıl etkileyeceği yakında daha net görülecek.

Zira geçmişte üst düzey askeri yetkilileri görevden alma örnekleri bulunsa da aktif bir savaş sürecinde bir generalin görevden alınması neredeyse emsalsizdir. Tarihte benzer bir örnek olarak Joseph Stalin’in, II. Dünya Savaşı öncesinde orduda gerçekleştirdiği tasfiyeler gösterilebilir. Ancak burada kritik fark şudur: Stalin, bu süreci savaşın eşiğinde yürütürken, Trump ve Pete Hegseth bunu doğrudan savaş sırasında hayata geçirmektedir.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, ABD ordusunda son on yılların en kapsamlı personel değişiminin yaşandığı görülmektedir. Bu sürecin arka planındaki bir diğer önemli unsur ise Trump’ın ABD’yi NATO’dan çekme ihtimalidir. Pentagon’daki üst düzey generallerin bu fikre karşı çıkması, askeri bürokrasi ile siyasi irade arasındaki gerilimi daha da artırmaktadır.

Nitekim birçok Amerikalı askeri uzmanın, Trump’ın İran’da olası bir kara harekâtına yönelik mevcut stratejisini desteklemediği bilinmektedir. Bu nedenle, söz konusu politikanın doğuracağı muhtemel başarısızlıkların sorumluluğunu üstlenmek istemedikleri de açıkça görülmektedir.

Savaşın hukuku susturuluyor!..

Donald Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth, ordunun üst düzey yetkililerini; Trump’ın planlarına yeterince bağlı olmadıkları ve savaşın hukuki boyutuna “aşırı hassasiyet” gösterdikleri gerekçesiyle görevden uzaklaştırıyor.

Oysa generaller, savaş hukuku ve uluslararası anlaşmalar konusunda son derece donanımlı. Bu müdahaleler, askeri profesyonelliğin yerini siyasi sadakatin aldığı bir tabloyu ortaya koyuyor.

Trump ve ekibinin yaklaşımı ise adeta şu anlayışı yansıtıyor: “Önce savaşı yürütelim, hukuk sonradan şekillenir.” Bu bakış açısı, Türkiye’de bir siyasetçinin dile getirdiği “Metruk binaları gece yıkın, mahkeme kararı arkadan gelsin” sözünü hatırlatan bir zihniyet paralelliği taşıyor.

ABD’nin yeni savunma paradigması ekseninde Trump’ın yenilgiden strateji üretme çabası…

Görevden almaların, İran’la savaşın başlamasının ardından artan siyasi baskıyla birlikte hız kazanması; Donald Trump yönetiminde daha geniş çaplı bir yeniden yapılanmaya gidildiğini açıkça göstermektedir. Trump yönetiminin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sosyo-politik düzeni yeniden şekillendirmeyi amaçladığı artık tartışma götürmez bir gerçektir.

Trump, kendi ekibinin kurguladığı Hürmüz merkezli askeri başarısızlığı, ABD........

© Dikgazete.com