2030’a giderken: Türkiye duygularla değil akılla küresel güç olabilir mi?

Türkiye, 2030 vizyonunu konuştuğu, bölgesel bir aktör olmanın ötesinde küresel bir güç olma iddiasını dile getirdiği bir dönemde; belki de en kritik soruyla yüzleşiyor: “Devlet, duygularla mı, yoksa akıl ve stratejiyle mi yönetilmeli?”

Bu soru, teorik bir tartışma değil; Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarda siyasetini doğrudan belirleyecek bir yol ayrımıdır. Çünkü küresel güç olmak, sadece askeri kapasite ya da yüksek perdeden söylemlerle değil; rasyonel karar alma, kurumsal akıl ve uzun vadeli vizyonla mümkündür.

Türkiye’nin son yıllarda hem iç hem dış politikada yaşadığı dalgalanmalar; karar alma süreçlerinde reaktif, anlık ve duygusal reflekslerin ne denli ağır bedeller üretildiğini gösterdi. Kısa vadeli siyasi kazançlar uğruna yapılan tercihler; kurumları yıprattı, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi ve devletin öngörülebilirliğini zayıflattı.

2030 vizyonu; seçim takvimine endeksli politikalarla değil, nesiller arası bir devlet perspektifiyle hayata geçirilebilir. Küresel güç iddiası olan ülkeler, kalabalıkların alkışına göre değil; tarihin soğukkanlı muhasebesine göre karar alır. Türkiye sahada hareket kabiliyetini bu çerçevede tesis etti.

Duygu siyaseti, kısa vadede mobilize edici olabilir; ancak uzun vadede devleti aşındırır. Sert söylem, “biz–onlar” dili ve sürekli gerilim üzerinden yürütülen siyaset:

- Hukuk devletini zayıflatır,

- Liyakati geri plana........

© Dikgazete.com