Bir taşra simsarı olarak: Şamil Tayyar
Güven Akıncı, Zürih’ten yazdı;
BİR TAŞRA SİMSARI OLARAK: ŞAMİL TAYYAR
Kitleleri aldatmak kolaydır. Çünkü kitlenin hafızası bir çocuğun hafızasının bile gerisindedir. Kitleler unutur. Bir ilk mektep çocuğunu aldatmak, kitleleri manipüle etmekten zordur.
Şamil Tayyar adında bir figür var ortalıkta. Gazeteci mi, siyasetçi mi, trol mü, provokatör mü çok belli değil.
Toplumun “hafızasızlığı”na güveniyor olmalı ki; sağa-sola ayar vermeler, parmak sallamalar, höykürmeler, rollenmeler!..
Şamil sen kimsin? Bakalım!.. Hatırlatalım!..
Bütün bu çemkirme tiratlarını birazcık kaşıdığınızda içindeki “taşralı kafa”nın kanadığını göreceksiniz. O’nu bir “taşra kurnazı” olarak akılda tutup, açmaya devam edelim:
Taşra kurnazlarının en belirgin özellikleri; yükselmek adına her şeyi mübah görmeleridir. İlke, ahlâk, prensip aramayın onlarda. Yeter ki bir üst basamağa atlayabilsinler, hiçbir kutsalları olmaz.
28 Şubat döneminde, post modern darbeci iktidarda, milletvekili olmak istemişti; Ecevit’in DSP’sinde, olamadı.
AK Parti iktidara gelince, iktidar partneri olan Fetullahçılara sürdü atını. Ergenekon davaları süreçlerinde “Fetullahçı tim”de görev aldı.
Sonra Ecevit’ten koparamadığı milletvekilliğini de Tayyip Erdoğan verdi Şamil’e.
Erdoğan’ın en büyük başarısının yandaş “beklentileri yönetmek” olduğunu bütün dünya bilir. Taşralı kafanın beklentisi tespit edildiğinde, o kafanın “olay”ı çözülmüştür artık. Denklem; umut etsin, yemle, dilediğini yaptır şeklindedir.
Şamil Tayyar, Meclis dışı kaldıktan sonra tekrar “gazetecilik” mesleğini kullanarak mikserlik yapmaya başladı. Türkiye’nin en karanlık örgütü “Işıkçılar”ın televizyonunda 2-3 karanlık tiple -iktidarın sağladığı konforda- algı operasyonları yapıyorlar.
Geçen hafta Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’a, tam da Akçay’ın uzmanlık alanından saldırdı Şamil. Bakın burada da sinsi bir taşra kurnazlığı var; kaçırmayalım!.. Cevap veremeyecek durumdaki bir kamu çalışanını hedefine koyuyor. Taşralı kafa, efendisini iyi tanır. Efendisinin neye kızıp neden hoşlanacağı, el melekesi gibidir onun için. “Efendisinin, Akçay’ın fikirlerinden hoşnut olmadığı” okumasıdır Şamil’inki. Öyleyse hedefine vurup, efendisinden “aferin”i kapmalıdır.
“Bürokratik oligark” diyor, hedefine aldığı teknokrat Cevdet Akçay’a.
Vayy Şamil, aslanım!.. Bak neler de biliyor?!.
Peki adama demezler mi; siyasetçinin ötelenip, bürokratların hakim olduğu sistem arıyorsan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’ne bakmalısın diye? Yiyorsa oraya konuşsana! Tek bir adam, bürokrat ve teknokratlardan derlediği heyet ile ülke yönetiyor, sen neyin “bürokratik oligarşisi”nden bahsediyorsun? Atanmışlar hükümeti ordayken gücün MB başkan yardımcısına yetiyor, aferini oradan kapacaksın tabii!..
Senin gibi seçkin(!), donanımlı(!) siyaset erbabına “mikserlik” layık görülmüş, onlara ise bakanlık. Bu seni de acıtıyor belli ki; lakin bunu diyecek yürek nerdeee? O zaman vur alttakine!..
Ben bu Şamil Tayyar’daki çiğliği, bulunduğu makamı hazmedememişliği yıllar önce, O milletvekiliyken görmüştüm aslında.
Muhabirlik yaparken bunu sağa sola götüren adam, vali olmuş. Bunu şöyle yazmıştı:
“-Biri yaklaştı ‘Abi siz Milliyet’te muhabirken ben şofördüm, sizi çok göreve götürdüm’ dedi.
‘Şimdi ne yapıyorsun’ diye sordum.
‘Kilis Valisiyim” dedi.
Dikkatlice baktım, bizim Recep Soytürk.
Utanç verici değil mi sizce? Adam öğrenciliğinde hem çalışıyor hem okuyor. Okumuş vali olmuş. Sen de kalkmış bunu utanmadan, “bakın benim şöförümdü, vali olmuş” dercesine kamuoyuyla paylaşıyorsun. Tam bir “fremdschämen” başkasının adına utanmak yani.
Uzun yıllar önce İstanbul’da bir firmada 3 ay kadar “pazarlama” yapmıştım. İlk işe çıktığım gün, iyi bir satış yapınca, patronum özel araç tahsis etmek istedi bana. Ehliyetimin olmadığını söyleyince, “şirket içinden bir şoför ayarlayalım, iş görüşmelerine o götürsün seni” dedi. İlk gün baktım babam yaşında Rizeli Ahmet abi bana mesai saatlerinde şoförlük yapacak. Bir Ahmet abi’ye, bir kendime baktım. 25 yaşındayım, adam babam yaşında. Nasıl utandım, inanamazsınız!.. Dedim “Ahmet abi, şimdi ilk işe çıkalım, işimiz rast gider satışımızı yaparız. Sonra bırak bu şoförlüğü şimdi, sen bana öğretmen ol!..” Yaşlı adam şaşırdı, “ne öğretecem” dedi. “Şoförlük” diye cevap verdim. Çok sevindi o da ben de. İlk direksiyon temrinlerimi Ahmet abi ile yapmıştım.
Bu da Şamil’in sevimsiz anısına karşılık benim anımdır işte…
AKIL SAHİPLERİ İÇİN ÇIKARILACAK DERSLER VAR BURADA!
Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile hayatları cehenneme çevrilen insanların mağduriyetlerini gündem yapan KHK TV’nin kurucusu, gazeteci Ahmet Erkan, önemli bir tespitte bulunmuş.
Yıllardır anlatmaya çalıştığım da buydu.
Diyor ki mealen; “Bu süreçte gördük ki; en çok Fetö diyerek zulmedenler, cemaatin ekmeğini yiyip, suyunu içenler malesef...”
15 Temmuz öncesi Fetullahçılara en uzak olan, gurubun hiçbir işinde olmamış, onlardan destek almamış, hatta bilinçli olarak karşı durmuş, kim varsa KHK zulümlerine karşı çıkıyor. Mazlumların yanında duruyor. Hem de “Fetöcü” yaftalanması riskini alarak yapıyorlar bunu.
Ama o güne kadar kim sofralarına gitmiş, onlara yanaşmış, gazete ve TV’lerinde boy göstermiş, oralarda ikbal aramış, “hocaefendim” demiş ise onlar da bugün “ağaç kabuğu yesinler”ciler olup, çocuklara “terörist” demek de dahil her türlü zulmü destekliyor ve yapıyorlar.
Burada akıl sahipleri için çıkarılacak dersler var!
Güven Akıncı, dikGAZETE.com
