menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO, askeri karargahını Türkiye’ye mi taşıyor?

234 0
yesterday

Erhan Kuadzba, Moskova’dan yazdı;

NATO, askeri karargahını Türkiye’ye mi taşıyor?

NATO, 4 Nisan 1949'da 12 ülke (Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri) tarafından imzalanan bir anlaşma ile kuruldu. Bu uluslararası askeri ittifakın temel kuruluş amacı Sovyetler Birliği’ne karşı ortak savunma mekanizması oluşturulmasıydı. Türkiye, 18 Şubat 1952 tarihinde, Yunanistan ile birlikte NATO'ya dahil oldu. Bugün ise 32 üyesi bulunan NATO hem Rusya’yı çevreledi hem de yeni çatışma bölgeleri oluşturdu.

Genel itibariyle bakarsak NATO’nun başkenti Brüksel. Ancak NATO’nun başkenti 1949-1952 arası Londra, 1952-1967 arası Paris olarak ilan edilmişti. NATO’nun siyasi başkenti Brüksel olmasının yanı sıra bir de Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nın merkezi var. Bu karargahın merkezi 1952’ye kadar Fransa’nın Rocquencourt kentiydi. Daha sonra ise bu karargah, Belçika’nın Mons kentine taşındı.

Bu bilgiler NATO’nun siyasi ve merkezi karargah olarak konumunu güncelleyebildiğini gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde Türk gazeteciler, “Çokuluslu Kolordu Türkiye” (MNC-TÜR) isimli bir kolordunun Türkiye’de kurulacağını duyurdu. İlk etapta Türkiye Savunma Bakanlığı, bu iddiaları yalanlasa da gazetecilerin bu işin peşini bırakmamasıyla birlikte böyle bir oluşumun kurulması yönünde planlar olduğunu ancak resmi olarak bunun gerçekleşmediğini kabul etti.

Kolordu’nun arması bile tasarlandı. Ancak bu armayla ilgili de resmileşen birşey yok. Bu armada, çift başlı Selçuklu kartalına benzer ortasında Türk Bayrağı’nın bulunduğu, armanın sağ ve sol taraflarında da “korkusuz” ve “azimli” kelimelerinin İngilizcesi yazıyor.

Tekrar hatırlatmakta fayda var; Bu bilgiler doğrulandı ancak henüz bu kolordunun kuruluşu ilan edilmedi.

Ancak böyle bir kolordunun Türkiye’de kurulması da oldukça şaşırtıcı.

Yıllardır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO’nun pratikteki hamlelerini eleştiriyor, Türkiye’nin NATO’dan yeteri destek alamadığından yakınıyordu. Öyle ki; bir dönem Türkiye ile NATO arasında bağlar neredeyse kopmuştu. Hava Savunma Sistemleri desteği alamayan Türkiye, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın almıştı.

Türkiye, NATO tarafından haksızlığa uğradığını defalarca dile getirse bile 1.3 milyondan fazla askeri personel bulunduran ABD’nin ardından NATO’ya en çok personel desteğinde bulunan ülke Türkiye. Yaklaşık 883 bin 900 personel ile Türkiye, NATO'daki en büyük ikinci askeri güce sahip konumda.

NATO da, Türkiye’nin örgütteki gücünün farkında.

Erdoğan uzun yıllardır siyasi olarak NATO’yu baskı altında tutmaya çalışıyor. Siyasi blöflerin en dikkat çeken kısmı ise Türkiye’nin NATO’dan kopabileceğine dair söylemlerdi.

Elbette bunun gerçekleşmeyeceğini biliyorduk.

Yakın zamanda Orta Doğu’da, ABD ve İsrail’in ortak saldırılarıyla başlayan İran çatışmasında, Türkiye’nin önemini gördük. ABD müttefiki Körfez ülkeleri, İran füzelerine karşı savunmasız kaldı. İsrail, İran’ın devasa roketlerle yaptığı saldırıların birçoğunu püskürtemedi. Çatışma da hala devam ediyor.

Yakın zamanda İran ile saldırgan taraflar arasında bir ateşkes söz konusu olabilir.

Bunun en önemli sebebi Türkiye’nin tarafsız durmasıdır.

Türkiye, ABD ve İsrail’in baskısına rağmen İran’a karşı bir saldırı planına dahil olmadı. Türk topraklarına kimin tarafından atıldığı belli olmayan roketler de Türkiye’yi çatışmaya dahil olma noktasında ikna etmedi.

Türkiye’nin dahil olmadığı bir çatışmada İran’a karşı başarı olasılığı zaten yok. Bu yüzden ABD ve İsrail’in kara harekatı konusunda sakıncaları var. Taraflar, İran’ın kendileri için bir bataklık olduğunu kestirebiliyor.

Kısacası Orta Doğu’da Türkiye’nin önemini görüyoruz.

Diğer taraftan Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü özel askeri operasyonlarda bir başarı söz konusu. NATO ve diğer Batılı ülkelerin tüm desteğine rağmen Rus ordusu ilerleyişini sürdürüyor. Kiev rejimi de gerilemesini sürdürüyor.

NATO ve batılı ülkeler, Ukrayna bataklığından çıkamıyor. Rus ordusu ise hedeflerinden vazgeçmiyor.

Karadeniz’de Rus hakimiyeti arttı.

Kısacası NATO’nun, Rusya’ya karşı Karadeniz’i çevreleme stratejisi tutmadı.

Aksine, Rusya Karadeniz’de hakimiyetini arttırdı.

Bu da NATO ve ABD’yi yeni çözüm yollarına itiyor.

Bunun için de en kilit ülke Türkiye. Tüm blöf ve siyasi çatışmalardan sonra Erdoğan tek tek istediğini almaya başladı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, NATO’ya ve üye ülkelerine olan tepkisi devam ediyor. İran’daki operasyonlar sırasında NATO ülkelerinden destek alamadıklarına dair serzenişleri var.

ABD ile NATO arasında devam eden suni çatışmanın tamamen dünya kamuoyunu aldatmaya yönelik olduğunu bilmek gerekir. Çünkü zaten NATO’nun en büyük personelini ABD’liler oluşturuyor.

Ayrıca Trump’ın geleceği de belirsizken NATO’nun dağıtılacağına veya ABD’nin NATO’dan desteğini çekeceğine dair safsatalara inanmamak gerekir.

Aksine Trump, Avrupa ülkelerine olan güveni sarsılmışken Türkiye ile yakınlaşma için NATO’yu bir araç için kullanıyor.

NATO’nun son yıllarda Türkiye’deki askeri üslere yaptığı yatırımlar artmaya başladı.

Türkiye’nin hem stratejik konumu hem de Avrupa’ya göre daha güçlü bir askeri gücü olması ABD için vazgeçilmez bir alternatif.

Bu nedenle ABD ve NATO, Türkiye’nin kendilerine karşı duyduğu güven sorununu aşmak için “Çokuluslu Kolordu Türkiye (MNC-TÜR)” isimli kolorduyu kurma kararı verdi.

Evet, belki NATO’nun siyasi başkenti Brüksel olarak kalacak. Belki Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nın merkezi Mons kenti kalacak.

Ancak NATO, askeri karargahını Türkiye’ye kaydırıyor. Böylelikle hem Rusya’yı merkezi bir karargahtan çevrelemiş olacak hem de Orta Doğu’daki etkinliğini arttıracak.

Bu aslında Avrasya ülkelerine de bir gözdağından başka birşey de değil.

Bu karargahın kısa vadede güçleneceğini çok düşünmemekle birlikte uzun vadede bu karargah üzerinden NATO’nun bölgedeki tehditlerinin de artacağını düşünüyorum.

Aynı zamanda kurulan karargahla büyük bir sorumluluk alan Türkiye’nin olası bir Orta Doğu veya Karadeniz çatışmasına doğrudan müdahil olmasının da önü açılmış olacak.

Elbette Türkiye’nin denge politikasından şaşmamasını isteriz. Çünkü Türkiye, bölgenin en güçlü ülkelerinden.

Her kriz anında mutlaka Türkiye’nin rolü büyük oluyor ve Türkiye’nin ağırlığı, barış veya ateşkes dönemlerinde ortaya çıkıyor.

Bundan dolayı Türkiye’nin NATO’da sorumluluğunu arttırmak yerine daha da tarafsız olması, bölgedeki istikrar için oldukça önemli.

Erhan Kuadzba, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com