We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Millî Şuur, büyük dönemeç: Sakarya, İstiklal Harbimiz ve sonrası..

2 0 0
09.09.2021

Uyanış gerek!..

Uyanışa vesile olmak gerek…

Uyanmadan ayağa kalkılır mı?

Ayakta kalmak için güçlü olmak gerekmez mi?

Ya güçlü olmak için..

Birlik olmak gerekmez mi?

Birlik için mâziden ders almak gerekmez mi?

Aziz Milletim!..

“Girmeden tefrîkâ bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Tefrîkâyı yenmeliyiz.

Nasıl mı?

Tarihimize doğru bakarak. Tartışmadan. Kendi basit siyâsî mülâhazalarımıza teslim olmadan. Ders alarak, dersler çıkartarak…

Son 300 yılı düşünün.

Ne diyor N. Fazıl Merhum;

“Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hâkimiyet...

İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefâlet ve hezîmet…”

Gerisini yersiz tartışmalara neden olduğu için yazmıyorum.. “Sefâlet ve hezîmet” yetmez mi düşünüp idrak etmemiz için?

Sakarya Dönemeci…

Düşünün, İmparatorluğun bir ucu İran’da, diğer ucu, Viyana.. Bir sınır Moskova’ya dayanmış, diğeri orta Afrika’da..

Sonra olanları hiç sormayın. 1. Dünya Savaşı ile “Hasta Adam” dedikleri devletimizi âdeta işkencelerle parçaladılar. Onların buharlı büyük gemileri vardı, bizim ayaklarında çarığı bile olmayan fedâkâr Mehmedimiz… Onların son sistem silahları vardı, bizim yiğit insanımız. Onlar yedi düveldi, biz içimizden bile vuruluyorduk.

Anayurt, Anadolu dahî, Batı’nın eğit-donat uşağı palikarya Yunanistan Sakarya’ya kadar geldi. Ülkenin Başkenti İstanbul işgâl altındaydı. Ankara’da kurduğumuz Meclisden düşmanın top sesleri duyuluyordu.

Sakarya kıyılarında, 22 gün 22 gece boğaz boğaza savaşıldı.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, "Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz.” emrini verdi.

Rabbim isterse, suIar bükIüm bükIüm buruIur,

Sırtına Sakarya’nın, Türk Tarihi vuruIur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başIı kartaIı nasıI taşır kanarya?

Merhum Başkomutan bu savaşa, “Melhame-i Kübra (hadis-i şeriflerde ifâde edilen Kıyamet öncesi büyük savaş) (1) demişti. Hani gevurun beklediği büyük savaş var ya Armegedon. İşte o adı verdi Sakarya Savaşı’na hatıralarında…

Melhame-i Kübra idi Sakarya…

13 Eylül 1683 günü Viyana'da başlayan geri çekilme, 238 sene sonra Sakarya'da durdurulmuştu.

Sakarya diğer Türk Harpleri gibi tam bir SUBAY SAVAŞI’dır.

Ben size Sakarya’yı değil, yakın tarihe nasıl bakmamız gerektiği ile ilgili örnekler arz edeceğim.

İstiklal Harbimiz Çanakkale’de başlar. Orada yükselen ruh, İstiklâli hazırlamıştır. Komutanlar Çanakkale’nin gencecik subaylarıdır.

Tarih bilmek, tarihini bilmek…

Tarih geçmişteki olaylardan ders alınarak, gelecekteki olaylara yön vermeyi sağlar;

Tarih, kişisel deneyimi arttırır, bilgiyi çoğaltır ve bunların sonucu olarak insanı muktedir kılar;

Milli şuur, milli tarih bilgisiyle oluşur. Millet olmanın vasıflarından biri de tarih birliğidir;

Muzaffer komutan veya başarılı devlet adamı olmak engin tarih bilgisini gerektirir;

Olaylara sağlıklı teşhis, insanlığın tarihi gelişimini bilmekle müm­kündür.

“Tarih milli kahramanlığın geliştirilmesi için en büyük membâdır. Milli Eğitimin başında bulunanlar, bundan hakkı ile istifade ede­bilirse milletin her ferdi birer kahraman olur ve o milletin sırtı asla yere gelmez.” (2)

Harp Tarihi ise, Geçmişteki harpleri tahlil ve tenkit ederek neticesi üzerine tesir etmiş olan sebep ve faktörleri araştıran, tatbik edilmiş olan prensipleri inceleyen ve bunlardan dersler çıkaran bir ilimdir. Faydalarına gelince;

Stratejik ve Taktik Esasların Geliştirilmesini Sağlar.

Harp Sanatını Öğretir. “Harp tarihi komutanların kadavrasıdır.” (3) Timur, başarısını şöyle ifade eder. “Padişahların (Komutanların) hâl ve hâreketleri, nutukları ve amel­leri benim için büyük bir tecrübe kaynağı oldu.”

Süratli Karar Verme Yeteneğini Geliştirir - Anî Mukabele:

Liderlik ve Karakter Eğitimi verir.

Milli Duyguları Geliştirir. Burada ifade edilen hususlar arttırılabilir. Ancak bizce en temel olan faydaları belirttik.

Birinci Dünya Savaşı’nın Cepheleri’ni hatırlayınız. Kafkas Cephesi, Kanal Cephesi, Galiçya ve Avrupa Cephesi, Filistin Cephesi, Irak Cephesi, Çanakkale Cephesi…

Çanakkale ve İstiklal Harbi; harpte talimname usullerinin yanı sıra insan zekâsının, muhakeme kabiliyetinin, fedakârlığının ve yokluk içinde fakat inanmış bir milletin evlatlarının başarı ile sevk ve idare edildiğinde neler yapabileceğini, Türk Milleti’nin kahramanlık ve asâletini tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.

Muhterem Okuyucular; Geçilemeyen Çanakkale’den gemilerimiz her defasında gururla, albayrağımızı dalgalandırarak geçerken, bizler ebedi Türk Yurdu olarak kalacak Çanakkale’deki şehitlikleri gezerken; Harbin mücahitleri olan dedelerimizi, personelinin tamamının istisnasız şehit olduğu kahraman ve şehit 57’nci Alayı, bir düşman zırhlı gemisini tek başına attığı top mermisi ile batıran Koca Seyit’i Nusret Mayın Gemisi’nin fedakâr personelini, hâsılı tüm şehitlerimizi, gazilerimizi şükran ve minnet hisleriyle anıyoruz.

Ayrıca, Mustafa Kemal’in Enver Paşa ile Trablusgarp’a gitmeleri de sadece gönüllü subaylar açıklaması ile geçiştirilemez. Çünkü oraya giden subaylar, 2’nci Abdulhamid Han’ın Yıldız Teşkilatı’na müteakip kurduğu, kendisine bağlı Teşkilat-ı Mahsûsa’nın üyesi idiler ve Trablusgarp Hücresinin başındaki “Şeyh Sunusi’ye destek vermek ve Müslüman ahâliyi İtalyan kuvvetlerine karşı örgütlemek” görevi ile görevliydiler. (4)

Avrupa-ABD-Rusya Üçlüsü hasta Adam dedikleri Devlet-i Aliye’yi yıkmayı nihayet başarıyorlardı. Plan Türkleri Avrupa’dan, müteakiben Anadolu’dan atma planıydı. İstanbul işgal altındaydı. Dirayetli padişah kararını verdi. Yeniden diriliş tıpkı Söğüt gibi ve aynı ruhla ki bu ruha o zaman “Kuvayı Milliye” dendi, Anadolu’dan başlayacaktı. Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’yı (ÇAKMAK) yanına çağırdı.

Çakmak Paşa’nın ağzından: “Mütareke sonrasında (1918), bir Cuma selâmlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti. “Paşa” dedi. “Durumu görüyorsunuz. Bu işler anca Anadolu'da teşkilatlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilat kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin.” Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:

- Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?

- Haşa Padişahım.

- Bir namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır?

- Haşa Padişahım.

- Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?

- Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir.

- O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?..

Hiç düşünmeden cevap verdim:

- Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır."

Padişah elindeki kâğıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı... Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilâf Devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek: “Paşa, Paşa... Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun... Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa'yı göreceğim.” (5)

Ve…… Anadolu’daki “YENİDEN DİRİLİŞ HAREKÂTI” görevi M. Kemal Paşa’ya verildi. Çünkü O Anafartalar Kahramanı ve müteâkip defalar ödül ve nişanlarla taltif edilmiş bir generaldi.

Gazi Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki şu ifadesini çok şey anlatmıyor mu?

“Karşılıklı düşmanla siperler arasındaki mesafemiz 8 metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına düşüyor. İkincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz, öleni görüyor, üç dakikaya kendi öleceğini biliyor, hiç ama hiç, ufak bir tereddüt göstermiyor, sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayân-ı hayret ve tebrik-i misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.’’

Şair de diyor ki;

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” (6)

Unutmayalım, “Kendi tarihlerine direnenler, başkalarının tarihlerini dilenirler.”

Askeri açıdan tarihle ilgili önemli bir ifade de şöyledir: “Tarihi bilmeyen coğrafyayı değerlendiremez. Coğrafyayı bilmeyen ta­rihi anlayamaz; her ikisini bilmeyen ise asla strateji belirleyemez.” (7)

Onlar İstanbullu şehirli, Kosovalı Arnavut, Balıkesirli tahtacı Yörük, Bitlisli Kürt, Tuncelili Zaza, Artvinli Laz’dılar. Ama dedelerini tanıyorlardı, aynı ninnilerle büyüdüklerini biliyorlardı, düşmanlarının kim olduğunun daima bilincindeydiler. Bunları okullarda da öğrenmediler. Onlar iman sahibi ve ferasetliydiler. Bakmayın “çarıklı erkân-ı harp” diye anıldıklarına. Çarıklı ve poturluydular ama şimdiki biz okullular gibi kafaları karışık, gönülleri bulanık, imanları mütereddit, vatana bağlılıkları menfaate dayalı değildi.

Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Bize Allah Onların her halinden hisse kapmayı nasip etsin.

Atatürk’ün Edebiyat Öğretmeni ile hikâyesini bilirsiniz. Güzel şiir yazdığı için Harp Okulu’nda öğretmeni tarafından azarlanır.

Neden mi?

Şiire meyledip,........

© Dikgazete.com


Get it on Google Play