menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hilafet mi hakikat mi?

406 0
02.04.2026

E. Yarbay Halil Mert yazdı;

HİLAFET Mİ, HAKİKAT Mİ?

İSLÂM DÜNYASI’NIN SİYASÎ İHTİLÂFLARINDAN BİRİ ÜZERİNE BİR SORGULAMA…

HİLAFET İŞLEVSEL MİDİR, NE KATAR?

Aziz Kardeşlerim, Değerli dostlar…

Kıymetli Dava Arkadaşlarım.

Bugün burada, İslam Dünyası’nın uzun zamandır sırtında taşıdığı, fakat çoğu zaman cesaretle konuşamadığı bir meseleyi konuşmak istiyorum.

Hilafet ne kattı ne aldı? Büyük Türk Milleti’nin Millî menfaatleri için ne ifade ediyor? Özgür olmayan bir halifeyi bile birileri ısrarla neden istiyor? Güçlü Devlet olmadan küresel yapılanmalar elde tutulabilir mi?

Hilâfet kalktı mı ayrıca? Neden hilâfet isteyenler şahs-ı manevisinin tevdi edildiği TBMM’ne gitmez?

Sizce de ilginç değil mi?

Bugün ümmetin önüne ne zaman bir kriz çıksa ne zaman bir çöküş yaşansa ne zaman bir dağınıklık ortaya çıksa, birileri hemen aynı cümleyi kuruyor.

“Halife olsaydı bunlar olmazdı.” “Halife gelse bunlar düzelir.” Büyük Cihan Devletimiz paramparça yıkılırken ülkeyi yöneten halife değil miydi?

Ben bugün açıkça söylüyorum.

Hayır, halife gelince hiçbir şey düzelmez.

Çünkü mesele hilafetin yokluğu değildir.

Mesele, Müslümanların cehalette boğulması, ilimden de bilimden de kopması, istikametini kaybetmesi, siyaset ile hakikati birbirine karıştırmasıdır.

Bugün bizim meselemiz, yalnızca bir makam meselesi değildir.

Bugün bizim meselemiz, bir zihniyet meselesidir.

Resûlullah Efendimiz SAV’in vefâtından sonra ümmetin önüne gelen ilk büyük mesele neydi?

Doğrudan doğruya siyaset meselesiydi.

Yani otorite meselesiydi.

Yani Müslümanları kimin yöneteceği meselesiydi.

Bugün bazı çevreler bu ilk dönemi sanki bütün Müslümanların eksiksiz katıldığı, kusursuz bir siyasal model gibi anlatıyor.

Ama tarih bize daha dikkatli konuşmamız gerektiğini söylüyor.

Evet, bir siyasi merkez oluştu.

O gün bütün Müslümanlar mı katıldı bu sürece?

Fiilen Medine merkezli sınırlı bir çevre içinde bu karar oluştu.

Bunu söylemek sahabeye hürmetsizlik değildir.

Bu, tarihi efsanelerle değil hakikatle okumaktır.

Demek ki daha ilk andan itibaren hilafet dediğimiz mesele, dinî görünmekle beraber siyasi bir meseledir. Bu yönünü gizlediğimiz anda, tarihi de yanlış okuruz, bugünü de yanlış kurarız.

Bugün kürsülerde, konferanslarda, sohbetlerde hilafetin şartları diye uzun uzun listeler anlatılıyor.

Halife Haşimoğulları’ndan olacak, Kureyş’ten olacak.

Şuradan buradan olmayacak.

Peki soralım öyleyse…

Osmanlı Halifesi Kureyş miydi?

En önemlisi de bunların kaçı Allah’ın açık emridir?

Bunların kaçı Kur’an’ın değişmez hükmüdür?

Bunların kaçı tarih boyunca iktidar mücadelesi vermiş hanedanların kendi düzenlerini meşrulaştırmak için ürettiği siyasi yorumlardır?

İşte burada durmak zorundayız.

Çünkü İslam Dünyası’nın en büyük problemlerinden biri şudur.

Tarihte söylenmiş her sözü din zannetmek. Dönemin peygamberimizin de uyduğu bazı Arap Adetlerini sünnet zannetmek…

 Siyasi şartlarda, siyasilerin vermiş olduğu her hükmü ilahi emir zannetmek.

Hanedanların çıkarına göre oluşmuş yorumları ebedi hakikat zannetmek.

Kur’an-ı Kerim bize adaleti emrediyor.

Emaneti ehline vermeyi emrediyor.

İstişareyi emrediyor.

Zulme karşı durmayı emrediyor.

Ama Kur’an bize tek tek şu soy yönetecek, bu aile yönetecek, şu kabile yönetecek diye bir siyasi anayasa indirmiyor.

O halde şunu net söylemek zorundayız.

Hilafet, İslam Tarihi’nde ortaya çıkmış siyasi bir kurumdur.

Vahiyle emrolunan bir makam değildir.

Nübüvvet makamı değildir.

İlahi dokunulmazlığı olan bir yapı değildir hilafet...

Ve bunu kabul etmeden sağlıklı bir tarih muhasebesi yapılamaz.

Bir başka hakikati daha cesaretle konuşalım.

Dört büyük halifeden sonra ne oldu?

Dört halifeden üçü bizzat Müslümanlar tarafından ki tamamına yakını sahabe kişiler tarafından öldürüldü.

Bunu romantik cümlelerle, hamasi duygularla örtemeyiz.

Hilafet, kısa süre içinde saltanata dönüştü.

Yani ümmetin siyasal merkezi giderek hanedan düzenine evrildi.

Güç kimin elindeyse meşruiyet de onun diline yerleşti.

Din çoğu zaman siyaset için mühür olarak kullanıldı.

Ve daha çarpıcısı şudur.

Tarih boyunca aynı anda birden fazla halife oldu.

Endülüs’te halife vardı.

Abbasilerde halife vardı.

Fatımilerde halife vardı.

Hilafet tek, değişmez, tartışılmaz, bütün ümmeti fiilen birleştiren ilahi bir kurum olarak yaşanmamış.

Aksine çoğu zaman siyasi güç merkezlerinin kullandığı bir unvan haline gelmiş.

O zaman bugün hâlâ “Tek bir halife gelirse bütün ümmet birleşir” diyenler önce tarihe baksın.

Çünkü tarih bize şunu........

© Dikgazete.com