Devlet adamı… Devlet aklı… Devlet terbiyesi… Ahlâk yoksa ne din vardır ne devlet kalır!..
E. Yarbay Halil Mert yazdı;
DEVLET ADAMI… DEVLET AKLI… DEVLET TERBİYESİ…
AHLÂK YOKSA NE DİN VARDIR, NE DE DEVLET KALIR!..
İDEOLOJİK ÇEKİŞMEYE VE KÖRLÜĞE HAYIR, MİLLÎ CEPHE SORUMLULUK VE BİLİNÇTİR.
Türkiye'nin son yıllardaki temel meselelerinden biri, devletin kurumlarının, devlet anlayışının ve toplumun devlete bakışının nasıl dönüştürüldüğüdür. Bu mesele yalnızca belirli bir siyasi partiye, ideolojik gruba veya döneme indirgenemez. 28 Şubat sürecinden başlayarak farklı dönemlerde ortaya çıkan yapılanmalar, tartışmalar ve kırılmalar, devlet kurumlarının toplum nezdindeki itibarı üzerinde derin etkiler meydana getirmiştir.
Bu çerçevede “PARALEL YAPI” kavramını yalnızca tek bir örgütle sınırlamak da yeterli değildir. Devletin meşru kurumları dışında, devlet adına veya devlet üzerinde etkide bulunmaya çalışan her türlü gizli, gayrimeşru ve denetim dışı yapılanma devlet düzeni bakımından ciddi bir tehdittir. 28 Şubat dönemindeki Batı Çalışma Grubu tartışmaları ile daha sonraki yıllarda FETÖ yapılanmasının oluşturduğu tehdit, farklı tarihsel ve siyasi bağlamlara sahip olmakla birlikte, devlet mekanizması içinde meşru hukuk düzeninin dışında güç oluşturma meselesinin önemini göstermektedir.
Bugün asıl üzerinde durmamız gereken nokta ise şudur: Türkiye'deki siyasi ayrışmayı yalnızca “Sağcı-Solcu”, “İslamcı-Laik”, “Ülkücü-Ulusalcı” veya başka ideolojik kategoriler üzerinden okumak, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Asıl soru şudur: Devletin ve milletin yüksek menfaatlerini, hukuk ve millî sorumluluk çerçevesinde savunan bir devlet anlayışından yana mıyız; yoksa kişisel çıkarı, grup menfaatini veya dış etkiyi devletin ve milletin önüne koyan anlayışlara mı alan açıyoruz?
Bu açıdan bakıldığında mesele bir ideoloji tartışmasından daha derindir. Mesele devlet terbiyesidir.
Devletin terbiyesi, milletin vicdanı ve gerçek cephe...
Cumhurbaşkanı’nın "Siyasette artık cephe kalmadı" ifadesinin aksine, Türkiye’de dün olduğu gibi bugün de çok çetin, çok belirleyici bir cephe vardır. Ancak bu cephe; sağcılık-solculuk, Kemalizm, İslamcılık, Ülkücülük ya da ulusalcılık gibi geleneksel ideolojik yarılmaların üzerinde şekillenmektedir. Memleketin önündeki asıl hat gayet nettir: Bir tarafta milletin kadim töresine, ahlak nizamına ve devletin bekasına kayıtsız şartsız sadakat gösteren millî cephe; diğer tarafta ise menfaat şebekeleriyle, dış istihbarat kurgularıyla ve işbirlikçilikle yoğrulmuş gayrı millî cephe.
Kuvâ-yi Milliye, Cumhuriyeti kurdu fakat İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin, mandacı zihniyetin ya da cemiyet kisvesi altında faaliyet yürüten yabancı istihbarat unsurlarının fikriyatı tamamen yok olmadı; aksine kılık değiştirerek derinleşti. Bugün Türkiye üzerinde tezgâhlanan en tehlikeli operasyon, halkın zihnindeki devlet tasavvurunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin manevi zırhını aşındırma çabasıdır. 15 Temmuz bu kuşatmanın en kanlı zirvesiydi; fakat kurumsal yıpratma girişimleri farklı suretlerde devam etmektedir.
Devlet adamlığı ve devlet terbiyesi…
Geçmişte “DEVLET ADAMI” kavramı başlı başına bir vasıf ifade ederdi. Kamuran İnan, Alparslan Türkeş veya Necmettin Erbakan gibi farklı siyasi çizgilerden gelen isimler hakkında “DEVLET ADAMI” nitelemesi yapılabilirdi. Çünkü devlet adamlığı, yalnızca makam sahibi olmak değil; devletin sürekliliğini, milletin güvenliğini ve kamu yararını kişisel ve siyasi çıkarların üzerinde tutmak anlamına gelirdi.
Benzer şekilde “DEVLET TERBIYESI” diye bir kavram vardı. Devlet görevinin bir emanet olduğu, kamu malının şahsi mal olmadığı, makamın kişisel zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağı düşüncesi toplumda güçlü bir karşılığa sahipti.
Bugün bu kavramları yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Devlet malı, yetim malıdır.
Kamu görevi emanettir.
Milletin vergisiyle oluşturulan kaynak, yöneticinin şahsi serveti değildir.
Hazreti Ömer'in kamu malına ilişkin hassasiyeti bu anlayışın İslam medeniyetindeki en güçlü örneklerinden biridir. Türk devlet geleneğinin “devlet malına sahip çıkma” anlayışı ile İslam'ın emanet ve kul hakkı hassasiyeti burada aynı ahlaki zeminde buluşur.
Asıl mesele yalnızca yolsuzluk değildir. Asıl mesele, toplumun adalet duygusunun zedelenmesidir.
Yitirilen devlet adamlığı ve çürüyen terbiye…
Geçmişte fikriyatı ne olursa olsun Kamran İnan’dan Alparslan Türkeş’e, Necmettin Erbakan’a kadar ortak bir payda vardı: "Devlet adamlığı" ve "devlet terbiyesi". Bir kimsenin bu terbiye ile anılması en büyük payeydi. Bugün genç nesillerin lügatinden silinen bu kavramların yerini bürokratik nobranlık ve hesapsız bir savurganlık aldı.
"Devlet malı, tüyü bitmemiş yetim malıdır…" inancıyla yetişen, harcırahını cebinden ödeyen, görev yerine otobüsle giden mülki idare amirlerinden; devlete ait uçaklarla şahsi gezilere çıkılan bir savrulmaya evrildik. Dillerde Hazreti Ömer’in devletin mumuyla şahsi mumunu ayıran adaleti anlatılırken, pratikte "Harun gibi gelip Karun gibi gitmeme" ahdi çiğnenmektedir. Finansal spekülasyonlarla, borsa ve fon oyunlarıyla insanların birikimlerini buharlaştıran mekanizmalar türedi. Henüz İslam........
