menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tahterevalli

10 0
yesterday

Çocukken parkta tahterevalliye bindiğimizde yukarı çıkan tarafın kazandığını sanırdık. Ayaklarımız havaya değdiğinde içimizde küçük bir zafer duygusu olurdu. Aşağıda kalan ise sanki kaybetmiş gibi görünürdü. Oysa şimdi dönüp bakınca anlıyorum ki tahterevalli bir yarış değildi; iki ucun da aynı oyunun içinde olduğunu hatırlatan küçük bir dengeden ibaretti. Çocuk aklı bunu pek anlamazdı tabii. Ben de pek iyi değildim parklarda. Ama nedense o park aletlerinin ruhunu hep taşıdım içimde.

Hayat ilerledikçe parklar değişiyor, oyuncaklar da. Ama tahterevalli ortadan kaybolmuyor. Sadece parkın kumundan çıkıp hayatın içine kuruluyor. Bir gün bir bakıyorsun biri yukarıda, biri aşağıda. Sonra yer değişiyor. İnsan büyüdükçe bunu daha iyi görmeye başlıyor: kimse sürekli yukarıda kalamıyor, kimse sürekli aşağıda da değil.

Çocukken başkalarını yukarıda gördüğümüz olur. Güçlü olanlar vardır, daha hızlı olanlar, daha görünür olanlar… İnsan ister istemez kendini tartmaya başlar. Bazen kendini eksik hisseder, bazen de hayata biraz kenardan bakıyormuş gibi. O yaşlarda güç sandığımız şey genellikle başkalarının hayatına bakarak öğrendiğimiz bir şeydir.

Ama yıllar geçtikçe insan başka bir şey fark ediyor. Dışarıdan çok güçlü görünen hayatların içinde bazen söylenmemiş yorgunluklar, görülmemiş kırılmalar, itiraf edilmemiş boşluklar olduğunu görüyorsun. O zaman anlıyorsun ki tahterevallinin yukarı tarafı her zaman güçlü olanın yeri değilmiş. Bazen sadece sırası gelmiş olanın yeriymiş.

İnsanları biraz yakından tanıyınca gözümüzde büyüttüğümüz şeyler de yavaş yavaş yerini buluyor. Birinin hayatı daha görünür olabilir, birinin yolu daha sessiz ilerleyebilir. Ama herkes kendi tahtasının üzerinde oturuyor aslında. Bir taraf yükselirken öteki taraf yere yaklaşıyor. Bu oyunun kuralı böyle.

Belki de tekâmül dediğimiz şey sandığımız kadar büyük bir zafer hikâyesi değil. Bazen sadece hayatın bizi yukarı kaldırdığı zaman da aşağı indirdiği zaman da aynı benlikle oturabilmek. Yukarıdayken bunun kalıcı olmadığını bilmek, aşağıdayken bunun bir eksiklik olmadığını anlamak. İnsan galiba en çok burada dengeyi öğreniyor.

Ve belki de hayatın bize fısıldadığı şey şu: Mesele, içimizdeki tahtayı kırmak değil kafamızdaki tahtayı kırmamaktır.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com