Nakarat yaşlanmaz
Bazı şarkılar insanın yaşını bilmiyor.
Yirmi yıl önce bıraktığın yerden giriyorlar hayata. Ne bir hâl hatır soruyorlar ne arada başından ne geçtiğini. İlk iki nota çalıyor ve senin bütün olgunluğun üç dakika kırk iki saniyeliğine askıya alınıyor.
İnsan yıllarca kendini yetiştiriyor oysa.
Bazı şeyleri anlıyor, bazılarını anlamış gibi yapıyor. Kızdığı insanları affediyor, affettiklerine yeniden kızıyor. Birkaç büyük cümlesinden vazgeçiyor. Eskiden uğruna dünyayı yakabileceği şeylere şimdi çayını soğutmadan bakabiliyor.
Sonra bir keman giriyor.
Müziğin insan terbiyesine pek saygısı yok.
Bir şarkı, yıllardır itinayla yerleştirdiğin çekmeceleri açıp ne varsa ortaya dökebiliyor. Bir masa geliyor akla. Bir sokak. Artık yüzü bile tam hatırlanmayan biri. Bir yaz akşamı. Söylenmiş bir cümle.
İnsan önce bunların geri geldiğini sanıyor.
Oysa gelen onlar değil.
Onları yaşayan insan.
Belki şarkıların asıl marifeti de budur. Geçmişi getirmezler. Bir zamanlar olduğumuz kişiyi birkaç dakikalığına yanımıza oturturlar.
İnsan, gençliğine uzaktan bakınca biraz gülüyor.
Ne çok şey dünyanın sonuydu.
Bir telefonun çalmaması,........
