Kader kalbindedir |
Kader, Allah’ın bilmesidir.
Ama insanın yaşayacağı kader, o bilginin kalbine iniş şeklidir. Aynı kader, iki ayrı kalpte iki ayrı hayata dönüşür. Çünkü kader, gökten olduğu gibi inmez; kalpten geçerek hayata karışır. Kalp bir tercümandır; hakikati ya berrak çevirir ya da kendi bulanıklığıyla değiştirir. Bu yüzden bazı insanlar aynı acının içinde kaybolur, bazıları aynı acının içinden geçip, başka bir insana dönüşür. Olay aynı, kader farklıdır. Çünkü kader, yaşanan şey değil; anlaşılan şeydir.
İnsan, hayatını değiştirmeye çalışır ama kalbini değiştirmeyi pek düşünmez. Oysa insan kalbinin gördüğü kadarını yaşar. Kalp kirliyse kader ağırlaşır, kalp berraksa hayat hafifler. Bu yüzden bazı insanların yükü ağır ama yüzü sakindir; bazılarının imkânı çok ama içi dardır. Demek ki mesele hayatın kendisi değil, kalbin hayatı nasıl karşıladığıdır. Çünkü kader, başımıza gelenlerden çok, onların içimizde aldığı şekildir.
Kalp en çok kırgınlık biriktirdikçe kirlenir. Kendini herkesten haklı gördükçe kirlenir. Hayatı bir hak dağıtımı sandıkça kirlenir. Sürekli kontrol etmek istedikçe kirlenir. En çok da insan kendini dünyanın merkezine koydukça kirlenir. Kalbin kiri kötülük değildir çoğu zaman; kalbin kiri fazla benliktir. İnsan kendini büyüttükçe dünya daralır, kendini küçülttükçe dünya genişler. Belki de kader, insanın kalbinin genişliği kadardır.
İnsan kaderini olaylarla yaşamaz, anlamlarla yaşar. Anlamı veren kalptir. Kalp bozulursa anlam bozulur, anlam bozulursa hayat bozulur. O zaman insan yanlış bir dünyada yaşamaya başlar. Belki de kader, Allah’ın yazdığı değil, insanın okuduğu şeydir. Ve insan, en çok kalbi kirlendiğinde yanlış okur hayatı; her şeyi üstüne alınır, herkesi suçlar, hikmeti görmez, işareti kaçırır. Kalp temizken ise insan şunu fark eder: Hiçbir şey sadece benim başıma gelmiyor, her şey bana bir şey söylüyor.
Kalp biraz da böyle temizlenir: Her şeyi kişisel almamayı öğrenerek. Her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul ederek. Her şeyi anlamasa da saygı duymayı öğrenerek. Kırgınlıkları büyütmemeyi öğrenerek. Ve en önemlisi, hayatın sadece kendi hikâyesi olmadığını fark ederek. İnsan kendini hayatın ortasından biraz çektiğinde kaderin kapıları görünmeye başlar.
O zaman insanın sorduğu soru değişir. “Neden benim başıma geldi?” sorusu yavaş yavaş kaybolur. Yerine başka bir soru gelir: “Bu bana ne söylüyor?” İşte o soru, kalbin temizlenmeye başladığı yerdir. Çünkü kader, başa gelen olaylar değildir; o olayların insana ne söylediğidir.
Bu yüzden insanın bu hayatta yapacağı en büyük iş, hayatını düzeltmek değildir. İnsanın bu hayatta yapacağı en büyük iş, kalbini temizlemektir. Çünkü kader, kalbe iner.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com