Güne dem…

Güne dem...

Gündem dediğimiz şey, çoğu zaman bir kalabalığın aceleyle tuttuğu bir ajandadır. Her sayfası gürültüyle çevrilir; başlıklar bağırır, alt satırlar itişir, puntolar büyüdükçe hakikat küçülür. Günün ne konuşulacağı çoktan belirlenmiştir; kimin üzüleceği, kimin öfkeleneceği, kimin umutlanıp, yarın yine yorulacağı da. İnsan, bu hengâmede kendi kalbinin sesini duyamaz hâle gelir. Çünkü gündem, kulağı doldurur ama kalbi sağırlaştırır.

Oysa hayat, yüksek sesle yaşanmaz. Hayat, bir merdiveni çıkarken sayıları şaşırdığını fark ettiğin anda, sabah aceleyle çıkıp akşam hâlâ cebinde duran anahtarda, market fişinin arkasına yazılmış yarım bir notta saklanır. Birinin “iyiyim” derken gözünü kaçırmasında, durakta beklerken rüzgârın eteğini değil de düşünceni savurmasında, zamanında sorulamamış ama hâlâ orada duran bir........

© Dikgazete.com