4321 Kadın
Dört kadını aynı yerde ilk ne zaman gördüm, hatırlamıyorum. Belki hiç bir araya gelmediler, belki de ben onları tek tek gördüm ve zihnim, fark etmeden, onları aynı hikâyenin içine yerleştirdi. Ama bildiğim bir şey var; isimleri, kendilerinden önce geliyordu. Sanki her biri, daha görünmeden evvel, kendi yerini çoktan almıştı. Ve ben, hangisinin bana ait olduğunu bir türlü çıkaramazdım.
Bir sabah, kapı aralığından sızan ışığın içinden geçti biri. Ayakkabısının sesi yoktu, ama varlığı kendini saklamıyordu. Azize’ydi. Evden çıkarken kapıyı çekişi bile ölçülüydü; ne eksik, ne fazla. Sanki gün ona karışmıyor, o güne usulca ekleniyordu. Elinde bir şey yoktu, ama hiçbir şeysiz de değildi. Onu izlerken insanın içinden, sebepsiz bir sükûnetle, “bugün de olur” demek gelirdi.
Bir başka gün, bir sinemanın önünde durdu biri. Afişlere bakmıyordu aslında, ama bakıyor gibi yapıyordu; beklemiyordu kimseyi, ama biri gelecekmiş hissi, etrafında ince bir çizgi gibi dolaşıyordu. Perran’dı. Rujunun rengi, akşamdan kalma........
