Şer ittifakı; Cübbeli Ahmet – Hasan Hüseyin Aydınlık

Mahmud (Ustaosmanoğlu) Efendi, yaşlanınca 2005 senesinde İsmailağa İstişare Heyeti'ni kurduktan sonra İsmailağa’ya hâkimiyet için üç grup mücadeleye girmişti:

Cübbeli Ahmet diye bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün Sultangazi Vekili olan Hasan Hüseyin Aydınlık, 1950 senesinde Bulgaristan’dan göçerek Bursa’nın Nilüfer ilçesine yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak 1976 senesinde Bursa’da doğdu. İsmailağa İnegöl Vekili Ahmet İslamoğlu’nun medresesinde okudu, onun sadık müridi oldu. 2002 senesinden itibaren İstanbul Sultangazi ilçesinde İsmailağa’ya bağlı medreselerde hocalık yaptı. İsmailağa tarafından 2003 senesinde Sultangazi Vekili yapıldı.

Mahmud Efendi tarafından 2005 senesinde İsmailağa İstişare Heyeti'nin kurulmasından sonra Hane (Çavuşbaşı-İnegöl), paralel tekke olmuştu. Hasan Hüseyin Aydınlık, fiilen İsmailağa’ya (Çarşamba) değil, paralel tekkenin paralel şeyhi olan hocası Ahmet İslamoğlu’na (İnegöl) bağlı kaldı. Hatta Mahmud Efendi’nin vefat ettiği günün akşamı talimat almak için İnegöl’e hocasına gitti. İslamoğlu, Mahmud Efendi’nin bizzat halife bıraktığı Hasan Efendi ile onun başkanlığında kurduğu İsmailağa İstişare Heyeti'ne o kadar düşmandı ki, Efendi’nin 2007 baharında Çavuşbaşı’na gitmesinden sonra, onun “Asla ayrılmayın.” dediği İsmailağa Camii’ne gitmeyi talebelerine yasakladı.

Aydınlık, Mahmud Efendi’nin 23 Haziran 2022’de vefatı üzerine Hasan (Kılıç) Efendi’nin resmen şeyh olmasından sonra onun amansız düşmanı olan Hane’den (Çavuşbaşı) talimat almaya başladı. Hasan Efendi’nin 22 Nisan 2024 tarihinde vefatı üzerine Fikri (Doğan) Efendi’nin şeyh olmasından sonra ise İsmailağa’dan ayrılarak Cübbeli’nin Sultangazi Vekili oldu.

Şefik Kocaman, Marifet dergisinde, mevzu (uydurma) hadis konusunda Cübbeli’yi tenkit etmişti. Bunun üzerine Cübbeli, 20 Ekim 2016 tarihli vaazında “Haset, ajan, haşhaşi, tetikçi, IŞİD’den beter olmak, dış mihrakların projelerine maşalık yapmak, patrikhanenin ekümenikliğine hizmet etmek” gibi ağır sözlerle Şefik Kocaman ve Marifet ekibine saldırmıştı.[1] Bu saldırı üzerine, “Cübbeli, diline doladığını parçalamadan bırakmaz. Allah, kimseyi bunun diline düşürmesin, bizi de bunun şerrinden muhafaza etsin.” diyen Aydınlık, şimdi Cübbeli’nin önünde yerlere eğiliyordu.

Belli ki Aydınlık, Cübbeli’nin şerrinden korunmanın en iyi yolunun onun gölgesine sığınmak olduğuna kanaat getirmişti. Yıllardır biri resmî, biri paralel, iki yerden, İsmailağa’da vazife yaparken İnegöl’den talimat almaya alışmıştı, şimdi de İsmailağa yerine resmen Acarkent’ten ve paralel olarak İnegöl’den talimat alacağı için değişen bir şey olmayacaktı.

Hasan Hüseyin Aydınlık’ın 2003 senesinde İsmailağa Vekili olduğu Sultangazi, genelde doğudan göçenlerin yerleştiği İstanbul’un varoş bölgesiydi. Tabiatıyla böyle bir mahrumiyet bölgesinde dinî irşadın hem avantajı, hem dezavantajı vardı. Aydınlık, daha genç ve idealist olduğu ilk yıllarda bölgede tiner çeken gençleri bile topluma kazandırmaya çalışıyordu. Eskiden tiner çeken gençler, bilahare sakallı, sarıklı, şalvarlı, cübbeli dervişlere dönüşüyorlardı.

Aydınlık, vefatından sonra Mahmud Efendi’nin yolundan, İsmailağa’dan ayrılarak hocası Ahmet İslamoğlu ile birlikte Cübbeli’nin emrine girdi. Dahası sokaktan, tinerden kurtararak sarık ve cübbe giydirdiği, torna, konfeksiyon gibi işlerde çalışan sözde müridlerinden bir grubu (Özcan Özyön, İsmet Yamaç, Remzi Şahin, Ali Tozal, Yusuf Güzelaydın vs.) trol olarak Cübbeli’nin emrine verdi.[2] Böylece Sultangazi Çetesi, Acarkent Çetesine dönüştü.

İşçilikten trollüğe terfi eden müridlerinden İsmet Yamaç ile Remzi Şahin’in Cübbeli ile irtibatlarını gösteren birçok fotoğraf var.[3] Bu troller, Cübbeli’nin bizzat yazdığı tweetleri kendiler yazmış gibi sosyal medya hesaplarından paylaşıyorlar. Bunlar, Mübarek Efendiler ve Nedim (Ali) Tozal’ın başkanı olduğu Misvak Derneği çatısı altında örgütlenen pek çok fake hesap ile Cübbeli lehine, İsmailağa ve Fikri Efendi aleyhine kara propaganda yapan, sosyal medyada terör estiren azılı bir çeteye dönüşmüştür.[4]

Sultangazi, İstanbul’un varoş bölgesi, Cübbeli’nin Acarkent Sitesi’nin bulunduğu Beykoz ise tam aksine elit bölgesiydi. Dolayısıyla gençlik ateşi ve sosyal medyanın ayartıcı büyüsü ile Acarkent’in sosyetik havası ve Karanlıklar Prensi Cübbeli’nin karanlık çevresi birleşince, tinercilikten, işçilikten trollüğe terfi eden Hasan Hüseyin Aydınlık çetesinin başı döndü; “Heyt ulan, kim tutar bizi.” havasına girdiler. Elbette bu savrulmayı en çok en yakınındakileri, aileleri hissedeceklerdi.

Fedailerini haşhaş çektirerek suikasta gönderen Hasan Sabbah gibi, Cübbeli’nin sihir yaparak kendisine bağladığı, itibar suikastına gönderdiği bu gençleri pis işlerinde, kullanmasından aileleri de şikâyetçiydi. Nitekim Remzi Şahin’in ağabeyi Ramazan Şahin, "Gizli Servis" adlı hesabın sahibine ulaşarak dert yanmıştı: “Senin Cübbeli’nin maşası olduğunu söyleyen öz ağabeyin Ramazan Şahin’dir. Kendisi bir yıl önce beni arayıp yanıma gelerek “Remzi’yi biz bunlardan nasıl kurtaracağız, buna büyü mü yaptılar, evde kimsenin sözünü dinlemiyor, ailede huzur kalmadı, Cübbeli bunu pis işlerinde kullanıyor.” diyen yardım isteyen ağabeyindi.”[5]

Yani Hasan Hüseyin Aydınlık’ın sokaktan kurtardığı bu gençler, daha büyük bir felaketin kucağına düşmüşler, tinercilikten trollüğe sürüklenmişler, Hasan Sabbah’ın Alamut kalesine düşenler gibi, Cübbeli’nin Acarkent villasına düşen Haşhaşiler olmuşlardı. Tinerci gençlerin tinerden bile kurtulma ümidi vardı ama Cübbeli’nin eline düşenlerin kurtulma ümidi pek yoktu.

Fatih Ali Kaya, Hasan Hüseyin Aydınlık’ın medresesinde çalışan genç bir hocaydı. Sırf İsmailağa ve Fikri Efendi’yi ziyaret etti diye Aydınlık’ın medresesinden atılmakla kalmadı, Aydınlık’ın........

© Dikgazete.com