menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sürekli felaket gündeminde paragraf utancı

23 0
09.12.2025

Uzun süredir üzerinde çalıştığım roman dosyamı geçtiğimiz hafta teslim ettim. Aylarca kendi kurduğum dünyanın içinde yaşadıktan sonra Türkiye gündemine geri döndüğümde, zorunlu yazı aralarında hep yaşadığım his katlanarak arttı. Yazılara birkaç hafta ara verdiğinizde öyle çok konu birikiyor ki ‘her şey‘ ve ‘hiçbir şey‘ aynı ölçüde yeni yazınızın meselesi halini alıyor. Çünkü ülkenin hiç insafı, arası, molası yok.

Gözaltı haberleri, şiddet, cinayet, kayıplar, depremler, ekonomik verilerin sabahtan akşama değişen post truth (benim deyişimle höst truth) yorumları, aralara sıkışmış sert ünsüzlerin (‘ünfluencer’) türlü konulardaki tartışmaları, saçmalık düzeyi arttıkça tık alan videolar… Trajediyle absürdün, siyasetle dedikodunun, gerçeklikle temsilin aynı hızda tüketildiği, bir ay ara verdiğinizde her şeyin değiştiği ama tüm kalıpların aynı kaldığı bir tür kara-pembe dizi olarak gündemimiz.

Byung-Chul Han, Adam Phillips gibi düşünürlerin eserlerinde yorgunluk toplumu, bir kültürel durum olarak tükeniş gibi kavramlarla ifade ettiği çağcıl ruh halinin bize özgü ve çok ağır bir versiyonu yaşanıyor. Tükeniş artık kişisel bir arıza değil, bir nevi toplumsal atmosfer: Bir tükenmişlik rejimi. Bu rejimde kimse tam uyanık değil ama kimse tam da kapalı değil. Sürekli mikro-uyarılmış, tetikte, alarmda.

Bu da yalnızca bireysel bir duygu değil elbette, politik bir arka planı da var. Gündemin sürekli kaotik tutulması, yurttaşı bitmeyen bir duygusal alarm haline sıkıştırıyor. Felaket akışının hiç durmaması ‘Şimdi ne oldu?‘ refleksini kronikleştiriyor. Bu kroniklik sadece raslantısal bir haber ritmi değil, dikkat dağınıklığını ve yorgunluğu kurumsallaştıran sessiz bir yönetim tekniği halini alıyor. İnsanların duygusal kapasitesi böyle tüketilirken tepki eşiği de giderek düşüyor: Hep tetikteyiz ama hiçbir şeye layığıyla tepki veremiyoruz. İşte tam bu aralık, iktidarların en çok sevdiği o duygusal karanlık alanı yaratıyor.

Sakinlik epeydir şüpheli bir durum. Birine “İyiyim” demek ayıp sayılıyor; gerçekleri görmezden geliyormuşsun gibi. Zaten epeydir “Nasılsın?” sorusunun anlamlı bir cevabı da yok, çünkü herkesin içi, söyleyemediği hatta kendine bile anlatamadığı, taşıyamadığı koca paragraflarla dolu.

Tam bu noktada Z kuşağının icat ettiği, komik ama hiç de hafife alınamayacak bir kavram geliyor........

© Diken