Psikopati toplumun tam ortasında

Psikopati toplumun tam ortasındaP

İnsanlar ‘psikopat’ kelimesini duyduğunda zihinde genellikle aynı sahne açılır: kontrolünü kaybetmiş bir şiddet, uç bir kötülük, karanlık bir suç hikâyesi. Kolay yalan söyleyen, manipülatif, insanları dolandıran; bazen soğukkanlı, bazen dürtüsel hareket eden kriminal bir figür belirir gözümüzün önünde. Popüler kültür de bu tabloyu besler; ‘psikopat’ dendiğinde akla çoğu zaman suç, ceza ve aşırılık gelir.

Oysa bu klasik profil gerçekliğin yalnızca bir parçasıdır. Klinik gözlemler ve araştırmalar, psikopatik özelliklerin sadece kriminal gruplarda değil, toplumun tam ortasında, iş hayatında, sosyal ilişkilerde de görülebildiğini gösterir. Bu özellikler her zaman suça dönüşmez; her zaman gürültüyle gelmez.

Bazıları sakin, planlı, hatta ‘örnek‘ sayılabilecek bir hayat sürer. Güçlü, kararlı, profesyonel diye nitelendirdiğimiz kişiler de bu özellikleri taşıyabilir. Asıl güçlük tam da burada başlar. Tehlikeyi yalnızca suçta aradığımızda, düzenin içindeki duygusal eksikliği gözden kaçırırız. Bu ayrımı netleştirmeden ilerlemek mümkün değil.

Kriminal olan ve olmayan

Toplum psikopatiyi çoğu zaman adliye koridorlarında arar. Oysa psikopatik özellikler yalnızca yasayla çatışan alanlarda görünmez. Bazı kişiler kolay yalan söyleyebilir, manipülatif davranabilir, çıkarı için başkasını kullanabilir; fakat bunu açık bir suç işlemeksizin, sistemin içinde yapar. Dürtüsel olanı da vardır; son derece planlı ve hesaplı olanı da. Dolandırıcı, istikrarsız ve riskli profiller de bu spektrumun içindedir.

Psikopatik özellikler taşıyan biri suç işlemeyebilir. Toplum içinde uyumlu ve başarılı görünen bir yapıda dikkat çeken şey yasa ihlali değil, empati ve suçluluk gibi düzenleyici duyguların sınırlı kalmasıdır. Sorun suçtan çok, içerideki duygusal derinliğin zayıflığıdır.

Bu yapıda empati yeterince kök salmaz, vicdan kalıcı bir iz bırakmaz. Başkasının acısı içeride güçlü bir karşılık üretmeyebilir. Karşısındaki ağlarken ona bir bardak su uzatabilir, mantıklı cümleler kurabilir; fakat o acı kendi içinde bir sarsıntı yaratmaz. Davranış vardır ama içselleştirme sınırlıdır. Sahne kuruludur, replikler yerindedir, yüz ifadesi uygundur; ancak kulisteki ışık loştur. Tehlike tam da bu sessizliktedir.

Psikopatiyi zor kılan, görünür bir taşkınlık değil, fark edilmesi güç bir eksikliktir. Ortada bağıran bir kötülük olmayabilir; fakat empati ve suçluluk gibi iç düzenekler yeterince çalışmayabilir. Bu eksiklik ilk bakışta seçilmez, çünkü normalliğin kostümünü ustaca taşır. Sarsılmayan yüzler, titremeyen sesler, gecikmeyen kararlar… Bunları sağlamlık sanırız. Bazen eksik olan şey meziyet gibi görünür. Bu noktada mesele yalnızca davranış değil, davranışı durduran mekanizmadır.

Çoğu insanda empati, korku ve ahlaki muhakeme birlikte çalıştığında bir iç fren oluşur. Başkasının acısı yalnızca zihinsel bir bilgi değildir, bedene de temas eder. Kalp ritmi değişir, mide düğümlenir, zihinde bir tereddüt belirir. O tereddüt davranışı yavaşlatan, sınır çizen bir eşiktir; içimizdeki görünmez trafik ışığıdır.

Psikopatik özelliklerin baskın olduğu yapıda bu eşik ya zayıftır ya da geç devreye girer. Karar alınır, sonuç hesaplanır; fakat içeride ağırlık oluşmaz ya da kısa sürede dağılır. Fren vardır, fakat pedala basıldığında aynı direnç hissedilmez.

Bir........

© Diken