menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimse kendini kötü biri olarak görmez

286 0
31.05.2026

Kimse kendini kötü biri olarak görmezK

İnsan zihni bazen eski bir tiyatro sahnesine benzer. Dekor değişir, ışık değişir, oyuncular değişir; ama oyunun özü aynı kalır. İnsan da çoğu zaman yaptığı şeyi değiştirmeden önce yaptığı şeyin hikâyesini değiştirir. Çünkü insanın kendini tamamen ‘zalim’, ‘bencil‘ ya da ‘vicdansız‘ biri olarak taşıması kolay değildir. Ruh, kendine bakabildiği görüntüyü korumak ister.

Bu yüzden insan başkalarına söylediği yalanlardan çok, kendine anlattığı hikâyelerle yaşar.

Birini kırdığında bunu ‘dürüstlük’ olarak anlatır. İnsan kullanmaya ‘hayatın gerçeği’, küçümsemeye ‘eleştirel düşünce’, acımasızlığa ise ‘güçlü karakter’ adını verebilir. Çünkü insan çoğu zaman davranışını değiştirmeden önce davranışının ahlaki anlamını değiştirir.

Belki de insan ruhunun en ilginç taraflarından biri budur. İnsan her zaman gerçeği inkâr etmez. Bazen yalnızca gerçeğin adını değiştirir.

İlk bakışta küçük görünen bu değişiklikler aslında insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin merkezinde durur. Çünkü insanın en uzun ilişkisi başkalarıyla değil, kendisiyle yaşadığı ilişkidir. İnsan geceleri yatağa başını koyduğunda yanında kalan şey başarıları, ilişkileri ya da toplumsal statüsü değil; kendisi hakkında kurduğu hikâyedir. O hikâye bozulduğunda insanın iç dengesi de sarsılmaya başlar.

İnsan neden kendini sürekli haklı hissetme ihtiyacı duyar?

Çünkü benlik algısı yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur.

Albert Bandura’nın tarif ettiği ‘ahlaki çözülme mekanizması‘ tam da burada ortaya çıkar. İnsan vicdanıyla arasındaki bağı çoğu zaman bir anda koparmaz. Önce dili değiştirir. Şiddet zorunluluk olur. Manipülasyon stratejiye dönüşür. Bencillik kendini koruma adını alır. Böylece davranış yerinde kalırken davranışın yarattığı rahatsızlık azalır. Vicdan tamamen susturulmaz; yalnızca başka bir dile çevrilir.

Özellikle narsisistik özelliklerin baskın olduğu yapılarda bu süreç daha görünür hale gelir. Kişi davranışını değiştirmekten çok, davranışının benlik imgesine zarar vermesini engellemeye çalışır. Suçluluk yerine gerekçeler, yüzleşme yerine açıklamalar üretir. Çünkü asıl korunmaya çalışılan davranış değil, kişinin kendisi hakkında kurduğu ideal hikâyedir.

Bu yüzden bazı insanlar özür dilemek yerine açıklamalar yapar. Çünkü açıklama insanın kendisini hâlâ iyi biri olarak görmesini sağlar. Özür ise insanı kendi karanlığıyla baş başa bırakır.

Çünkü özür dilemek yalnızca yanlış bir davranışı kabul etmek değildir. İnsan bazen hata yaptığını kabul edebilir; fakat o hatanın kendisi hakkında ne söylediğiyle yüzleşmekte zorlanır. Asıl tehdit davranışın kendisi değil, benlik imgesinde açtığı çatlaktır.

Oscar Wilde’ın ‘Dorian Gray’in Portresi‘ biraz da bunun hikâyesidir. Dorian yaşlanmayı ve çürümeyi durduramaz. Yalnızca çürüyen yüzünü gözden uzak bir odaya saklar. Portredeki yara büyümeye devam ederken aynadaki görüntü korunur. İnsan da zaman zaman benzer bir yol izler. Davranışını değiştirmeden önce, davranışının anlamını görünmez kılmaya çalışır. Böylece yara içeride kalır; dışarıdaki görüntü ise bozulmamış görünür.

Oysa insanın kendisine anlattığı her hikâye aynı kaynaktan doğmaz. Bazıları vicdanı susturmak için kurulurken, bazıları gerçekten........

© Diken