Aşırı paylaşım ve güven yanılsaması |
Aşırı paylaşım ve güven yanılsamasıA
Birini henüz tanımadan tüm geçmişimizi, travmalarımızı ya da güncel problemlerimizi anlattığımızda, aramızda özel bir bağ kurulduğunu sanabiliriz. Konuşma derinleşmiştir; ilişki ise henüz aynı yolu katetmemiştir. Biz çocukluğumuzu, eski yaralarımızı, yıllardır içimizde tuttuğumuz kırgınlıkları ortaya koyarken karşımızdaki hâlâ büyük ölçüde yabancıdır. Söylediklerimiz bizi ona yaklaştırmış olabilir. Ya da yalnızca biz öyle hissederiz. Onun bize ne kadar yaklaşabildiği ise hâlâ bir soru işaretidir.
İngilizcede ‘oversharing‘ olarak adlandırılan aşırı paylaşım, çok konuşmaktan ziyade, özel olanı ilişkinin kaldırabileceğinden önce açmaktır. Belirleyici olan, anlatılanın içeriğinden çok kime ve ilişkinin hangi aşamasında söylendiğidir. Yeni tanıştığı birine çocukluğunu, aile içindeki çatışmaları ya da kimseyle paylaşmadığı bir kırgınlığı anlatan kişi, çoğunlukla dürüst davrandığını düşünür. Ancak bu aşamada açıklık, kurulmuş bir bağın doğal sonucu olmaktan çıkar; henüz oluşmamış bağı hızlandırmanın aracına dönüşür. Sözcüklere, zamanın üstleneceği bir görev yüklenir.
Dikkatle dinlenmek, uzun süredir görülmediğini hisseden biri için güçlü bir rahatlama yaratır. Karşımızdaki gözünü kaçırmıyor, sorular soruyor ve anlattıklarımızı küçümsemiyorsa sonunda doğru kişiye rastladığımızı düşünebiliriz. Ne var ki birkaç saatlik bir sohbet, bu insanın nasıl ilişki kurduğunu, duyduklarını nasıl taşıdığını ya da ilk hayal kırıklığında nasıl davranacağını göstermez. İlk anda hissedilen yakınlık sahici olabilir; fakat bu duygu, karşımızdaki kişinin güvenilirliğine dair bir kanıt değildir.
Bu acele yalnızca bireysel bir eğilimden doğmaz. Bazı çevrelerde çok anlatmak, özelini hemen paylaşmak sıcaklık; temkinli olmak ise soğukluk sayılır. ‘Bizden biri‘ olmanın yolu, kısa sürede aileye, ilişkilere ve yaralara dair ayrıntıları paylaşmaktan geçer. Böyle bir ilişki anlayışında sınır, yakınlığı koruyan bir ölçü olmaktan çıkar; aşılması gereken bir engel gibi algılanır.
Kültürel iklim paylaşımın ritmini etkiler; fakat aynı ortamda bulunan herkes aynı hızla açılmaz. Bazıları kendini geri çekerken, bazıları daha ilk karşılaşmada en mahrem yanlarını görünür kılar. Paylaşımın zamanını yalnızca ilişkinin koşulları değil, kişinin kendi ruhsal dinamikleri de belirler. Aşırı paylaşımın kaynağı çoğu zaman burada saklıdır.
Uzun süredir anlatılmamış yaşantılar, görülmeme hissi, yalnızlık ya da yıllarca bastırılmış kırgınlıklar, ilk güven veren insanı olduğundan daha güvenilir gösterebilir. Böyle anlarda paylaşım, bilinçli bir seçimden çok, içeride sıkışmış duygunun kendine bir çıkış yolu bulmasına dönüşür. Konuşma bittikten sonra hissedilen hafiflik de bu yüzden yanıltıcıdır. İç gerilim azalmıştır; ancak geride ne bırakıldığı henüz bilinmez. Kişi sanki ağır bir bavulu kısa süreliğine yere koymuştur; onu kimin yanında bıraktığını ise sessizlik başladığında düşünmeye başlar.
Wilfred Bion, zihnin duyguları önce işlemesi, ardından anlamlandırması gerektiğini söyler. Bu süreç yarıda kaldığında kişi, kendi içinde dönüştüremediği yaşantıyı farkında olmadan karşısındakine bırakır. Dinleyenin ilgisi kısa süreli bir ferahlık yaratabilir; fakat bu, kurulan bağdan çok içerideki basıncın azalmasıyla ilgilidir. İki deneyim birbirine benzediği için kolayca karıştırılır. Kişi karşısındaki insana yaklaştığını düşünürken, gerçekte yalnızca biraz hafiflemiş olabilir.
Aşırı paylaşımın merkezinde yalnızca konuşma isteği değil, görülme arzusu vardır. Çocukluğunu, travmalarını ya da en çok utandığı yanlarını hızla paylaşan kişi, aslında “Sana yaklaşmama izin ver” demektedir. Ancak birinin yaşam öykümüzü bilmesi, iç........