We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…

76 0 1
08.10.2020

On birinci yazı…

Yazı dizisinin ilk kısmında kısaca ve yalnızca ‘hükümet sistemleri’ ve onların doğumunu özetlemeye çalıştım. Bundan sonraki yazılarda, hükümet sistemlerinin hangi yol ve araçlarla ‘demokratikleştiğini’ Türkiye’deki anayasa ‘kavga, tartışma ve önerileyle’ iç içe anlatmaya çalışacağım. Yine, yaşamı boyunca doğal olarak bu konularla ilgilenmemiş, buna mukabil merak eden okuru hesaba katarak.

Bir anayasa tartışması neden ve nasıl yapılır, yapılmalı?

Türkiye’de anayasa tartışması adı verilen ‘faaliyet‘in, hemen hiçbir zaman anayasanın metniyle çok yakından ilgili olmadığı iddia etmek mümkün. Tabii, burada ‘sorun’ sözcüğünü tercih ediyor olmam, ayrı bir sorun!

Çünkü anayasa tartışmaları, doğası gereği hemen hiçbir yerde anayasaların metinleriyle sınırlı değil. Sonuç olarak siyasi/sınıfsal mücadelenin vardığı yerde ortaya çıkan metinlerden söz ediyoruz. Mücadele veren hiç kimseyi tam olarak memnun etmeyen, az çok uzlaştıkları, egemen sınıfın izinin çok daha güçlü olduğu ve o güne dek elde edilen ulusal-tarihsel birikimden yararlanan bir metin, anayasa.

Haliyle anayasa metinleri, hem yapım hem de uygulama aşamasında, yalnızca ‘sözcükler’in o dildeki anlamlarıyla değerlendirilemez. İdeolojisiz anayasa olamayacağı gibi, hâkim ideolojiden tümüyle bağımsız bir anayasa yorumu-uygulaması da pek gerçekçi değil. Hâkim ideoloji ile kastım, hükümet eden parti ya da partiler koalisyonu değil, siyasal düzeni oluşturan tüm unsurlar. Ülkelerin tarihsel birikimi, siyasal kültürü, yönetici sınıfın nitelikleri, toplumsal yapı, genel doğrular, alışkanlıklar, hâkim inançların nitelikleri vs… Bunlar o ülkedeki hukukun oluşumunda da, uygulanmasında da etkili.

Bu yazıda ‘sorun’ olarak tanımladığım durum, her yerde yürütülen siyasi mücadelenin içeriğinden kaynaklanan bir karşılıklı belirleme değil. Türkiye on yıllardır anayasa konuşuyor ve dönüp dolaşıp aynı yere (hatta daha vahimine) geliyorsa, bunun temel nedeni anayasaların metinleri değil; siyasal düzeni oluşturan (yukarıda saydığım) unsurların ‘beli içeriklerle’ bir araya gelmiş halinin, ‘demokratik’ bir rejime izin vermemesi, yol açmaması.

İşte bu gerekçelerden ‘yalnızca biri‘nin’, memlekette herhangi bir konunun kendi özgül nitelikleri göz önünde bulundurularak ‘tartışılamaması’ olduğu kanısındayım.

Durumun çok çeşitli nedenleri var tabii. Yalnızca ‘ideolojik farklılıklar’ deyip geçilemeyecek bir sorun bu. O farklılıklar başkaca demokratik ülkelerde de var. Türkiye’de biri, karşısındaki sandalyeyi gösterip “Bu bir sandalyedir” dediğinde; “Hayır değildir”, “Boş konuşma”, “Karşısındaki masadan da söz et”, “Neden şimdi?”, “Başka sandalyeler de var, onları görmüyor musun?”, “Dün öyle demiyordun ama” vs. nevi tepkilerle karşılaşması olağan bir durum. Oysa orada bir sandalye var, bunu söyleyen ise yalnızca orada bir sandalye olduğunu söyledi.

Bu berbat toplumsal maraz, siyasete ve tüm kurumlara-kamusal tartışmalara olduğu gibi yansıyor, çoğu zaman belirliyor. Oysa her bir konu, hem bir bütünün parçasıdır, hem de kendi özgül niteliklerine sahiptir. Kendi nitelikleri üzerinde konuşulmadığında, parçası olduğu bütünü kavramak da mümkün değil. İlk on yazıda, başlıca üç hükümet sisteminin doğumunu ve........

© Diken


Get it on Google Play