We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?

145 48 22
25.10.2020

On ikinci yazı…

Hükümet sistemleri ve siyasal sistemin demokratikleşmesi üzerine yazı dizisine devam…

Her konuda olduğu gibi anayasa tartışmalarında da çok önemli bir eşik, öncelikle tartışılan konu ve onun sınırları hakkında ortaklaşabilmek. Her siyasi eğilimin, herhangi bir anayasal sorun hakkındaki görüşü farklı olabilir kuşkusuz; buna mukabil ‘ne üzerine konuşulduğu’ üzerinde oydaşma olmalı.

1982 Anayasası’nın uygulanmaya başladığı ilk yıllardan itibaren, muhtelif kurumlarca pek çok ‘anayasa metni’ önerildi. Bu alanda bugüne dek söylenmeyen, bilinmeyen kalmadı gibi görünüyor. Bana kalırsa bu zaman zarfında ‘kamuoyuna yönelik’ yapılmayan şeylerden biri, tartışmaya konu olan sorunun ‘adını doğru koyarak’ anlatılmamış olması.

‘Adını doğru koymak’ gerekliliği, o adı koyacak olanların ‘referanslarından’ ayrı düşünülemez. Gündeme getiren ve tartışanın, karşı çıkar ya da savunurken baktığı, esinlendiği yer neresi? Konuşabilmek için öncelikle bir ‘yön’ gereksinimi var ve eğer toprağımızdan söz ediyorsak, Osmanlı-Türk anayasacılığının yüzü hemen her zaman Batı’ya dönük oldu. Hukuk sistemimiz ve 1839’dan 2017’ye dek anayasal adımlar, çağdaşlarını takip etti.

Demek ki tarihsel olarak anayasacılığımızın örnek aldığı ve uluslararası sözleşmeler ile hukuksal bağların da kurulduğu ‘demokratik sistemler’, her tartışmada göz önünde bulundurulması gereken bir ‘referans’ noktası.

İkinci eşik, ele alınan konunun ‘özgül niteliklerini’ göz önünde bulundurmak.

Örneğin, parlamenter sistemde yürütme organının (hükümetin) parlamento tarafından denetlenmesi konusunda bir zaaf söz konusu olduğu düşünülüyorsa, sorunu çözmek için konuyla doğrudan ilgisi olmayan başkanlık sistemini tartışmaya açmak gereksiz. Başkanlık sistemini savunmak değil, parlamenter sistemde yaşanan bir krizi bir diğer hükümet sisteminin ilke ve kurallarını gündeme getirip asıl tartışmayı boğmak, yapılmaması gereken.

Türkiye 2017’de, ABD tipi başkanlık sistemiyle de ilgisi olamayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine, parlamenter sistemde karşılaşılan sorunlar ve uygun çözümler üzerinde varılan uzlaşma nedeniyle değil, iktidar böyle bir hükümet sistemi istediği için geçti. Haliyle, bir anayasa tartışması yapılmadığı gibi, anayasa değişikliğinin varsayılan anayasal sorunlarla da bir ilgisi yoktu. Sonucunda, yeni ve tanımlaması güç sistemin çözdüğü bir kriz olmadığı gibi, var olanların katmerlenmesine yol açtı.

Şimdilerde ‘güçlendirilmiş’ parlamenter sistem gündemde. Bu kavramla ne kastedildiğini önceki yazılarda anlatmaya çalıştım. Siyasetçilerin bir kısmı ‘haklı olarak’, her ne zaman olacaksa ilk seçimden sonra kurulacak yeni meclis ve hükümetin bu işe girişmesi gerektiğini savunuyor. Daha azınlıkta görünen siyasetçiler ise hâlihazırdaki yönetimle masaya oturmaktan yana gibi. Ancak hiçbir şeyden emin olamıyoruz, çünkü bütüncül sistem tartışmaları ile günlük siyasi hedefler iç içe girmiş durumda. Buna bir de ‘açık konuşmama’ hasletini eklemek gerek!

Kişisel olarak, şu anki yönetimle bir kez daha anayasa değişikliği masasına oturmanın, tarihimizde hiç iyi anılmayan anayasa değişikliği girişimlerinden biri olarak anılacağı ve ‘oturanların’ siyasi kariyerini epeyce kısaltacağı kanısındayım. Aynı gerekçeyle: Muhtemel değişiklik önerisinin amacı, bu kez denge ve kontrol mekanizmalarının kurulmasını değil, iktidarın sistem değişikliği yoluyla ömrünü olabildiğince uzatmayı amaçlayacak. Ola ki hâlâ ‘yok canım, niyet okuyorsun!’ diyen varsa…

Asıl konuya döneyim.

Başlıktaki örneği özellikle seçtim. Anayasa/hukuk ile sosyal bilimlerin çeşitli disiplinlerinin ve güncel siyasetin iç içe geçtiği bir konu olması bir yana, Türkiye’de uzun süre gündemde kaldı ve herkese şu ya da bu ölçüde dokunan bir yanı oldu. Bir de tabii, okuyanları sinirlendiren bir tartışma! Bir derdim de, bu ‘heyecanlı’ tartışmaların da azami sükunetle yapılabileceğini anlatabilmek.

Türban yasaklarının ve laiklik ilkesinin, farklı disiplinleri içermesi ve özgül nitelikleri bir yana, anayasa/hukuk bağlamında hiçbir zaman ‘olması gerektiği gibi’ tartışılmadığını düşünüyorum. Bunun sonucu,........

© Diken


Get it on Google Play