menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Peki, CHP o 100 mitingi yapmasaydı ne olurdu?

59 0
03.04.2026

Peki, CHP o 100 mitingi yapmasaydı ne olurdu?P

Osmanlı-Türk modernleşmesinin tarihi 200 küsur yıl. 200 yılın yaklaşık yarısında, kurulduğu 1923’ten bugüne bir siyasi parti her zaman gündemde kaldı. Halihazırda dünyanın en köklü partilerinden biri CHP. Her uzun ömürlü siyasi parti gibi farklı dönemleri, iniş çıkışları var. 1980’de kapatılıp yıllar sonra yeniden kurulan ikinci CHP’nin çizgisi dahi birkaç kez değişti. Bunlar olağan durumlar.

Uzun tarihinde CHP türlü badireler atlattı. Birkaç yıldır tarihinin en zorlu deneyimlerinden birini yaşıyor. Devletin tüm imkanlarıyla ve hukuku istediği tarafa eğip bükerek üzerine gelen devasa bir iktidar aygıtıyla karşı karşıya. CHP’nin maruz kaldığı muamele yalnızca CHP’yi ilgilendirmiyor. Dolayısıyla CHP’ye omuz vermek için de CHP taraftarı-seçmeni olmak şart değil.

Benim için, bir küsur yıldır CHP’ye ve Özgür Özel’e destek olmak ile demokratik-laik cumhuriyet savunusu, hemen hemen aynı şey. Hâlihazırdaki CHP’nin yara bere içinde de olsa yoluna devam edebilmesi demokrasinin asgari koşullarının varlığı için yaşamsal. Yıllardır ne iş yaptıklarını anlamadığım (muhtemelen bir iş yapmadıkları için), her biri yekdiğerinden koltuk müptelası kimi siyaset esnafının değil, şu anda çok partili yaşamın emniyeti konumundaki CHP ‘kurumu’nun yoluna devam etmesi gerek.

Örneği görülmemiş bir manzara

CHP gibi asırlık bir partinin siyaseti, örgütü, sevap ve günahları hakkında çok şey söylenebilir. Hem tarihsel yükü hem ülke bugüne gelirken kritik anlarda takındığı tutumlar, parti hakkında uzun uzun konuşmaya imkân veriyor. Beni burada ilgilendiren ise otoriter bir rejimdeki anamuhalefet partisi olarak 31 Mart 2024’te yerel seçimi kazanan, o güne dek alamadığı şehirlerde başarılı olan ve bir süredir birinci sırada görünen bir partiye ‘bugün’ yapılanlar. Evet, 100 yılda çok badire atlattı ülke demokrasisi ve CHP, ancak şu sıralar olağan dönemlerde örneği görülmemiş bir manzarayla karşı karşıyayız.

CHP, diğer muhalefet partilerince büyük ölçüde yalnız bırakıldı. Birkaç küçük sol partinin desteğini saymazsak, AKP-MHP blokundan fiziksel olarak kopan ancak ruhen hep orada kalan diğer sağ-milliyetçi partiler CHP’ye yaşatılanlara pek aldırış ediyor gibi değil. DEM Parti bambaşka bir vaka. CHP ve lideri Özel, parti teşkilatının da yoğun emeğiyle bir yıldır aralıksız miting yapıyor. Her hafta onca yurttaşı meydanlarda toplayabilmek şu koşullarda yapılabilecek tek şey olmayabilir, ancak kesinlikle çok önemli bir şey.

Bir yılın sonunda, 31 Mart’ta Bursa Büyükşehir belediye başkanı da gözaltına alınınca, mitinglerin bir işe yaramadığı, aslında hiçbir şey değişmediği yönünde yorumlar yapılır oldu. Bu değerlendirme hem toplanan yüzbinlere hem de bir yıldır hakikaten insanüstü çaba harcayan isimlere haksızlık. CHP ve Özel olağanüstü zor koşullarda, partisi sağdan soldan ve içeriden parçalanmaya çalışılırken ‘hukuk kuralları’ çerçevesinde siyaset yapmaya, ‘olmayacağı oldurmaya’ çalışıyor. Dolayısıyla, böyle bir durumda doğru soru; ‘Mitingler ne işe yaradı?’ değil,‘Mitingler yapılmasaydı ne halde olurduk?’ olabilir.

Örneğin, CHP-Özel, iktidar temsilcilerinin sıklıkla dilediği gibi ‘Ankara’da siyaset’ yapsaydı? Cumhurbaşkanı adayı cezaevindeyken, seçmenini bütünüyle umutsuzluğa-hareketsizliğe mahkûm eden bir CHP’nin sonu ve memleketin durumu ne olurdu?

Bugün ahalide az çok canlılık ve seçimlerin yapılacağına ilişkin bir umut varsa bu öncelikle CHP-Özel’in, geniş kitlelerin itmesi ve desteğiyle son bir yılda sergilediği çaba sayesinde. Miting dışında bir şeyler düşünülmesi gerektiğine kuşku yok, ancak seçenekler ve yeni yol-yordam üzerine kafa yorarken yapılanı değersizleştirmek hakkaniyetsiz bir tutum.

Son bir yılda halk kendi varlığını CHP’ye hatırlatma ihtiyacı hissetti, CHP de milyonların heyecanını ve demokrasi arzusunu görmezden gelmedi.

Yeri gelmişken… Her Allah’ın günü yayınlanan araştırma sonuçları ve o araştırmalarda yöneltilen bazı sorular hakkında bir şeyler söyleme ihtiyacı hissediyorum. Hiçbir şeyin olması gerektiği gibi olmadığı koşullarda yurttaşa, her şey normalmiş gibi, asıl sorunların üzerini örten sorular yöneltmek ve verilen yanıtlar üzerinde tartışmak, akıl kârı mı? Örneğin, “Sizce CHP ülkeyi yönetebilir mi?” gibi bir soru Mars gezegeni koşullarının ürünü mü acep?

İki takım maça çıkmış, UEFA’nın verdiği özel izinle A takımı 11, B takımı yedi kişi, hakem A takımından yana, federasyon da öyle, kurallar A takımı lehine oyun esnasında değiştirilebiliyor, maçı yayınlayan TV kanallarının yüzde doksanı yalnızca A takımının oyuncularının adını anıyor ve hep onları övüyor, B takımının zar zor attığı nizami goller iptal ediliyor ve zevzek spiker yanındaki yorumcuya, “Sence B takımı güven veriyor mu, şampiyon olabilir mi?” diye soruyor.

Yorumcunun yerinde olsanız nasıl yanıtlardınız, sorulması gereken soru bu mu? Burada, “A takımı bu orantısız güce bir günde ulaşmadı, B takımının katkısı ve diğerleriyle birlikte sergilediği vurdumduymazlık sayesinde oldu pek çok şey” diyen olacaktır, haklılıkla. Ancak düne dair haklı/doğru tespitlerin, bugünün derdine derman olduğu ölçüde değeri kalıyor.

Samimi bir çaba ve emek

Beğenilsin ya da beğenilmesin, yeterli ya da eksik olsun, her samimi çabaya, salt ‘gösterildiği’ için dahi değer vermekten yanayım. Ya gösterilmeseydi, ne olurdu?

Cumhuriyet tarihinde görülmemiş işlere tanık oluyoruz ve şu aşamada CHP-Özgür Özel büyük bir özveri sergiliyor. CHP’li olmayan muhalifler içinde de bunu görenler olduğunu tahmin ediyorum. Ortada burun bükülecek değil, omuz verilmesi gereken ve bir partiden çok ülkeyi, Cumhuriyet’i ilgilendiren samimi bir çaba ve emek var.   

Video Önerisi: Her zaman ilgiyle ve öğrenerek takip ettiğim tarihçi Ahmet Kuyaş’ın, ‘Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’ faaliyetleri kapsamında Halide Edip Adıvar’ın anıları üzerine yaptığı kısa program kaydını, ilgilenecekler için buraya bırakıyorum.


© Diken