We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Muhterem muhalefet, ben size ‘helallik’ için vekalet vermedim

50 7 0
16.06.2021

Bir helâlleşmedir gidiyor muhalefetin söyleminde. Birileri helâllik istiyor, birileri helâllik veriyor, birileri helâlleşmeyi ‘genel seçim‘ koşuluna bağlıyor!

Muhalefet bunu durup dururken başlatmadı tabii; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın, esnaftan helâllik isteyen sözlerinin ardından önce sosyal medyada Helâl etmiyoruz‘ kampanyası başladı, ardından başta CHP olmak üzere muhalefet partileri helâlliğin sandıkta verileceğini dillendirir oldu. Bir kez, iki kez, üç kez… Duramadılar!

İki haftadır yazmak istediğim konunun başına bu sabah oturabildim ve verdiğim arada, Tanıl Bora’nın helâlleşme ‘kavramından‘ hareketle çok güzel bir yazı kaleme aldığını gördüm. Buraya bırakıyorum. Mesleki deformasyon nedeniyle olsa gerek ‘vekâlet‘ kavramını/kurumunu kullanarak Bora’nın yazısından da yararlanacağım.

Türkiye, anayasasının ikinci maddesinde ‘laik‘ yazmasına karşın laik/seküler bir ülke değil. Eh, teokrasi de değil, haliyle ikisi arasında bir yerlerde, bazen bir uca bazen diğer uca yaklaşıyor.

Son yıllarda bir yandan AKP siyaseti, diğer yandan AKP seçmeninin aklını çelmek için çabalayan muhalefetin marifetiyle dini terminoloji günlük yaşamın vazgeçilmezi oldu. Bu durum daha dindar bir toplum mu yaratıyor? Bana kalırsa hayır. Hatta aksi yönde etkileri çok belirgin.

Her toplum ve zaman diliminde, bir şeyin fazlasının insanları bıktırdığı gerçeği bir yana; hâlihazırdaki idare temsilcileri ve çevrelerindeki çıkarcı dalkavuk halesinin, herhangi bir inanca dönük sempatiye neden olması mümkün değil. Bu yüzden, siyasal İslamcıların memnuniyetle tanıklık ettiğim şu hallerinin ‘laikleşme/sekülerleşme‘ tarihine önemli katkı sunduğu kanısındayım.

Buna mukabil, söz konusu dinsel terminoloji kullanımı belli ki bir süre daha sürecek; çünkü ‘muhafazakâr‘ kesimin başka bir dil bilmediği, duysa da anlamayacağı, dindar insanlarla ve toplumun her kesimiyle kurulması gereken o zorunlu ‘bağ‘ın yalnızca tek bir yol ve üslupla kurulabileceği yönündeki ‘yanlış kanaat‘ muhalefeti esir almış durumda, yapacak bir şey yok. Hal böyleyken, örneğin ilk seçimde, dindar ‘olmasa‘ bile mutlaka dindar ‘görünen‘ birilerinin aday yapılacağına kuşku yok.

Şu satıra kadar yazdıklarım, anayasasında ‘laik‘ yazan bir ülkenin siyasetinde dini terminolojinin hiçbir biçimde yeri olmayacağı anlamına gelmez kuşkusuz. İkisi ayrı düzeyler. İnanç........

© Diken


Get it on Google Play