We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Küt böreği değil Kürt böreği, ülke sevmek değil faşistlik

82 32 0
19.06.2021

Herhangi bir soruna çözüm bulabilmek için, öncelikle o sorunun varlığını kabul etmek gerekiyor. Kürt sorununa çözüm bulabilmek için, öncelikle Kürt sorunun varlığını kabul etmek gerekiyor. Kürt sorununun varlığını kabul etmek için, öncelikle çözüm yanlısı olmak gerekiyor. Çözmek için, düğümü doğru adlandırmak gerekiyor.

Sorunun tespiti ve olası çözüm önerileri, onları gündemine alan toplumun ve kişilerin niteliklerinden bağımsız değil. Türkiye ve toplumu da, önüne koyduğu ya da görmezden geldiği sorunlarını kendi meşrebine göre adlandırıp değerlendiriyor, diğer tüm ülke ve toplumlar gibi. Toplum ortalaması, yaşadığının bir sorun olup olmadığına, eğer öyleyse onun adı ve niteliğine ‘kendiliğinden’ karar vermez kuşkusuz. Muhatap olduğu, kendisini şekillendiren ve bir yönde düşünüp davranmasını sağlayan sayısız etmen var.

Resmî ve gayri resmî tarih, eğitim tornası, aile, muhit gibi temel belirleyicileri bir yana bırakalım; her gün yüz yüze kalınan basın yayın organları, siyasetçiler, kamuoyu önderleri gibi unsurlar, büyük kitlelerin olup biteni ‘görme biçimleri’ üzerinde belirleyici.

Hele ki Türkiye gibi, demokratik siyasal sistemlerle karşılaştırıldığında eğitimli orta sınıfın zayıf ve devlet tapıncı geleneğinin güçlü olduğu bir ülkede, diyelim siyasi parti ve siyasetçilerin kamuoyunu yönlendirme gücünün, sıradan bir İskandinav demokrasisinden daha fazla olduğu tahmin edilebilir. En gelişmiş ülkelerde dahi kamuoyu önündeki insanlar ağızlarından çıkan her sözcüğe dikkat etmeli ve ‘izleniyor’ olmanın sorumluluğuyla davranmalıyken, Türkiye gibi toplum dokusu son derece karmaşık bir ülkede siyasetçilerin, siyasal mücadeledeki dile ‘özel bir özen’ sergilemeleri gerektiğine kuşku yok.

Türkiye’de siyaset dili, zorda kalmış iktidarların muhaliflere yönelik söylemi hiçbir zaman çok sakin ve usturuplu değildi. Buna mukabil, bugünümüzden daha iyisi elbette oldu ve her zaman mümkün. Hâlihazırda tanık olunanları, ‘aman canım hep böyleydi’ kolaycılığıyla savuşturmak pek mümkün değil.

Kabul, siyasetçi, sokağa çıktığımızda karşılaştığımız ‘ortalama’ yurttaşın siyaset kurumundaki temsilcisi nihayetinde. Hani şu, henüz kırmızı ışıkta durmayı dahi kendine yediremeyen ortalamanın. Buna mukabil, yetki sahibi insanların hiç olmazsa, o yurttaşa kırmızı ışıkta durması gerektiğini söyleyecek ölçüde sorumluluk duygusu olmalı. Olmadığında, trafik ışıklarının, ezcümle asgari hukuk ilke ve kurallarının bir değeri kalmıyor.

Siyasal alanda, HDP’ye yönelik uzun süredir devam eden ve akıl fikir sınırlarını çok aşan düşmanca tutumun herhangi bir demokraside görülme ihtimali yok. Şu cümleyi okuyanların bir kısmının yönelteceği, “Eh öyle diyorsun ama, HDP gibi bir partinin demokrasilerde görülme ihtimali var mı?” sorusu ise bir ‘klasik’ ve soruyu yönelten genellikle bir ilki gerçekleştirdiği varsayımıyla hareket ediyor.

Yanıtı basit; evet, benzer sorunlar yaşayan (ve hatta yaşamayan) ülkelerde de, HDP gibi, parlamentoda diğerlerinden ayrıksı duran, belli başlı sorunların çözümüne odaklanmış siyasi partiler var ve sayıları hiç az değil. Parlamento, ‘konuşulan yer’ anlamına gelir ve siyasi partilerin ‘demokrasinin vazgeçilmez unsurları’ olarak tanımlanmaları, farklı yurttaş kesimlerinin sorunlarını o çatı altında endişe duymaksızın konuşabilmeleri hedefinden doğar.

Sorunların barışçıl yollarla çözümünde, HDP gibi bir partinin parlamentodaki varlığının çok önemli olduğu kanısındayım. Yalnızca ben bu kanıda değilim ki, HDP milyonlarca oy alıyor ve TBMM’nin üçüncü büyük partisi konumunda. HDP “Seni başkan yaptırmayacağız” demeseydi bugün onlar için her şey çok farklı olacaktı. HDP, belediye seçimi öncesi akşamında okunan malum ve meşhur ‘mektup’ ardından tavır........

© Diken


Get it on Google Play