We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Haklısınız ve herkes biliyor, mesele bu…

45 9 0
15.07.2021

Aylar önce Boğaziçi Üniversitesi’ne atanıp o gün bugündür ‘kayyım’ sıfatıyla anılan, adına hiçbir yazımda yer vermediğim için bugün de anmayacağım ‘figür’, geldiği gibi, yine bir ‘kararname’ ile görevden alındı. Adını anmıyorum, zira bu memlekette nicedir yapılan herhangi bir atamada, atananın kim olduğunun bir önemi yok. Karşımızda, üzerinde durmaya değer ‘isimler’ olduğu kanısında değilim; bir başkası da olabilirdi ve kuşkusuz yine olabilir. Gazetelerinde yazan herhangi birinin yazdığı ne kadar yazıysa, uzun süredir gündemi meşgul eden atanmış isimler de, o kadar isim. Aslına bakılırsa ‘hüzün veren’ karakterler, buna mukabil, ne yalan söyleyeyim ‘hüzün’ sözcüğüne de kıyamıyorum, hak ettiklerini yaşıyorlar, yaşasınlar.

Üniversitenin halinden, YÖK’ten, son yıllardaki gelişmelerden, Boğaziçi’nde olup bitenlerden uzun uzadıya söz edip gevezelik yapacağım bir yazı değil bu. Hepsi, sonraki günlerin, ayların ve hatta yılların konusu olsun.

Bir kez daha: Herhangi bir demokraside YÖK gibi, ‘yönetme ve denetleme’ yetkileriyle donatılmış bir kurum yok. 12 Eylülcüler’in mucizelerinden biridir. Darbeciler üniversitelere öyle büyük önem veriyordu ki, Anayasa’nın kabulünden bir yıl önce kurdu YÖK’ü ve başına, zamanında ‘tırnak işareti’ kullanmayı ihmal ederek tıp kitabı yazmış bir profesörü atadı.

YÖK’ten önce ne kadar matahtı/özgürdü tartışılır olsa da, Türkiye’de YÖK ile birlikte, yıllar içinde üniversite ‘idealinin’ köküne kibrit suyu döküldü ve üniversiteler, her ‘birimin’ bir üsttekine muhtaç olduğu bir tür saadet zincirine dönüştürüldü. O zincirin başına, izansız yetkilerle donatılmış, diğer kademelerin kararlarını büyük ölçüde işlevsizleştiren bir makam olan ‘rektör’ yerleştirildi. Haliyle, hem rektörün nasıl belirleneceği hem de o rektörün YÖK ve iktidarla ilişkileri, samimiyet düzeyi, uyum yeteneği, son derece belirleyici hale geldi.

Tuvalete alınacak malzemeden, kütüphanedeki kitaba, alınacak öğrenci sayısından tahsis edilecek kadrolara dek, o kampüslerde olup biten her şey, YÖK ve dolayısıyla iktidar ile kurulan ‘sıcak’ ilişkilerle bağlantılı. KHK’lerle kurulan yeni düzen, şahı şahbaz yaptı, hepsi bu.

YÖK sonrası üniversitede, 1980 öncesinden az sayıda nitelikli ve görkemli ‘yıkıntı’ kaldı. Palmira gibi, Aspendos gibi, Efes gibi… Tahmin edilebilir, burada ‘yıkıntı’ sözcüğünü tümüyle olumsuz anlamda değil, elde kalan ‘görkemli’ harabeler yerine kullanıyorum. Türkiye’deki çoğu üniversite, gezip görmeye değer bir harabe dahi değil ve istihdam ettikleri içinde yer alıp bilimsel özgürlüğe değer veren ‘azınlık’, eziyet çekmekle meşgul.

Bilim için ‘özgür’ düşünce gerekli ve YÖK düzeninin saadet zinciri çiziyor o sınırları. Düşünce-akademik özgürlük........

© Diken


Get it on Google Play