We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dünya yanar ve donarken, biz başka türlü kavruluyoruz!

84 15 486
02.08.2021

Demokratik sistemlerin uzun tarihinde, bildiğim kadarıyla, bir ülkeyi yaklaşık yirmi yıl tek başına yönetip de onca zaman boyunca ülkede yaşanan herhangi bir ‘aksiliğin’ (!) siyasal sorumluluğunu üstlenmemiş bir yönetim olmadı. Hiç olmazsa bu konuda, tarihe eşsiz bir katkı sunmuşa benziyoruz.

Biz bir başka mıyız, bir ömür belletildiği gibi en yüce miyiz, neden kendimizle bu kadar meşgulüz, kafamızı kaldırıp biraz sağa sola bakma ihtiyacı hissetmiyor oluşumuzun gerekçesi ne olabilir, yanarken dahi nasıl bu kadar nefret edebiliyoruz birbirimizden, her yerde yaşanan bir şey ülkemizde de gerçekleştiğinde neden diğerleri gibi davranamıyoruz, hepsini toplasan anlamlı bir cümle etmeyecek insanlar tarafından nasıl bu kadar kolay aşağılanabiliyoruz, hakikaten diğerlerinden farklı, özel, seçilmiş bir halk mıyız, nedir bizim derdimiz?

“Bizde ırkçılık yok” dendiğinde yok olduğunu düşünen, olmadığına inanan var mı hakikaten? Nasıl olabilir ki böyle bir şey! Tüm dünyada ırkçılık baş belası bir sorunken, burada nasıl olmaz. Batı’daki ‘yabancı düşmanı‘na ırkçı denirken, Türkiye’deki türlü düşmanlıkları başka terimlerle adlandırmak için bunca takla neden atılır? Irkçı sıfatını kolaylıkla sarf etmekle, görmezden gelmek arasında koskoca bir alan yok mu? Bir sorunu kabul etmeden, doğru adlandırmadan çözmek mümkün mü?

Bırakın köktenci milliyetçileri, Türkiye’de kendileri için ‘sol’ sıfatını uygun gören kimi yazar ve siyasetçiler, ifadelerinin sıradan bir İskandinav demokrasisinde hangi terminoloji ile adlandırıldığını hiç merak etmezler mi? Hani Fransa’da Le Pen ailesinin aldığı oy oranı endişe yaratıyor ya; ne diyor peki Le Pengiller, hiç merak ediyor mu bizim muhteremler, neden ırkçı ve tehlikeli kabul ediliyor bu insanların söylemi? Etmiyorlar muhtemelen, bildiklerini de bilmezden geliyorlar; hem onların bizimle ne ilgileri olabilir, bir benzerimiz yok ki, hayranlık duyuyoruz kendimize, değerlerimize, irfanımıza, her şeyimize.

Böyle düşünülmesinin temel nedenlerinden biri, başarısını öleceğim güne dek hayretle karşılayacağım ‘eğitim tornası’ olmalı. Bu ülkede ‘bilgi’ hangi devirde hak ettiği değeri görmüştü, örneğin? Özellikle son kırk yılda giderek artan ‘okumuş’ antipatisinde, ekonomi ve siyasette neoliberalizmin etkisi, düşünce yaşamında ‘gerçeğe’ burun kıvıran postmodernizm etkisi, toplum ve hukukta 12 Eylül faşizminin etkisi, şimdilerde siyasal İslamcıların etkisi, vesaire vesaire…

Her birinin payı olabilir kuşkusuz. Hele ki son yıllarda, ahalinin bilgiyle muhabbetinde öylesine bir irtifa kaybı yaşandı ki, geriye büyük ölçüde hamaset ve karikatür düzeyinde bir tarih ilgisinden beslenen büyüklük yanılsaması kaldı. Ancak, muhtemel gerekçeleri böyle arka arkaya sıralamak, büyük bir açmazın orta yerde durduğu gerçeğini değiştirmiyor ne yazık ki. İnanmayı seçtiğimiz kadar özel varlıklar olmayabiliriz!

Yangınlar. Hâlâ sürüyor. İnsanın aklı gidiyor, içi yanıyor, kahroluyor; başa........

© Diken


Get it on Google Play