We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Deniz Baykal CHP’sinin AKP anayasacılığına ilk büyük katkısı: 2002 değişiklikleri

52 16 0
27.06.2021

Unutulmaya yüz tutmuş, 2002 anayasa değişikliği üzerine…

Osmanlı-Türk anayasacılığı, her ne kadar düz bir çizgi izlemese ve sık aralıklarla ‘darbeye’ maruz kalsa da Tanzimat’tan bu yana genellikle ‘Batı sistemlerini’ takip etti. 1982 Anayasası’nın ilk hali söz konusu tarihte bir kesintiydi. Buna mukabil 1982 Anayasası döneminde ‘2007 yılına dek’ gerçekleşen değişikliklerin hemen tümü, başta 2001 değişiklikleri olmak üzere, öncelikle AB üyeliği hedefi doğrultusunda yapıldı. Anayasacılığımızda bir dönüm noktası olduğunu savunduğum 2007 yılı ve sonrasındaki değişiklikler ise bir ‘parti’ ve ‘kişinin’ istekleri/siyasi çıkarlarını gözetti.

2007’de, Baykal CHP’si ‘367 kararı’nın müsebbibi olmuş, ardından erken seçim kararı alınmış ve AKP oylarını artırıp (barajı aşan MHP’nin de desteğiyle) istediğini cumhurbaşkanı seçtirebilmesi bir yana, Erbakan’ın (genel olarak Türkiye sağının) hayali olan ‘cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini’ öngören anayasa değişikliğini yaşama geçirebilmişti. 367 kararının, Baykal CHP’sinin anayasacılığımıza verdiği diğer büyük zarar ve 2007 sonrası AKP anayasacılığına azımsanmayacak katkı olduğu kanısındayım.

Bu yazının konusu 2002 anayasa değişikliği. 2002 değişikliğinin birkaç anlamı var: Öncelikle, bir kişi için yapıldı. İkincisi, ‘AKP anayasacılığı’ olarak adlandırdığım 2007 yılı ve sonrası için çok güçlü ipuçları barındırıyordu. AKP, bazı önemli siyasi hedeflerine, uzlaşmacı bir görünüm ile ulaşabileceğini gördü 2002’de. Son değişiklikler (2017) ise, AKP’nin artık bu ‘görüntüye’ dahi gereksinim duymadığı bir aşamanın ürünü.

Ne oldu 2002’de?

AKP yüzde 34 küsur oy oranıyla tek başına iktidara geldi. Bunun nedeni, DYP, MHP, DEHAP ve ‘sürpriz’ (!) Genç Parti gibi partilerin yüzde 10 barajını geçememesiydi. CHP ikinci parti olarak yer aldı parlamentoda. Dolayısıyla AKP’nin tek başına iktidar oluşunun temel nedeni, seçim barajı nedeniyle geçerli oyların yaklaşık yüzde 44’ünün çöpe gitmesiydi! Görüldüğü üzere, ‘milli irade’ türküleri filan söylemeye gerek yok. Bir kez daha: Oyların yaklaşık yarısı çöpe gitmişti.

AKP iktidara gelmiş ve Abdullah Gül başbakan olmuştu olmasına da, partinin ve hareketin gerçek lideri milletvekili seçilmemişti. Recep Tayyip Erdoğan, malum şiir ve sonrasındaki yargılama ardından aldığı ceza nedeniyle parti kurucusu olamadığı gibi, milletvekili adayı da olamamıştı. Anayasa’nın ‘Milletvekili seçilme yeterliliği’ başlıklı 76’ncı maddesinde yer alan ve milletvekili seçilmeyi engelleyen ‘ideolojik veya anarşik eylemlere’ ibaresi, buna engeldi. Erdoğan’ın milletvekili seçilebilmesi için değiştirilmesi ve yerine ‘terör eylemlerine’ ibaresinin eklenmesi gerekiyordu. Ancak bu yolla, mahkum olduğu ‘fiil’ seçilmek için ‘engel’ olmaktan çıkabilirdi.

AKP tek başına iktidar olsa da, anayasayı tek başına değiştirecek sandalye sayısına sahip değildi. İmdâdına Deniz Baykal CHP’si yetişti!

Öncelikle şunu söylemek isterim: Bir siyasi hareketin liderinin, okuduğu şiirden aldığı ceza nedeniyle ‘kurumsal’ siyasetten men edilmesi, partisinin başına geçememesi, milletvekili olamaması vs. makul, kabul edilebilir bir durum değildi. Hem o gün, hem bugün. Eğer sıradan bir demokrasiden ve temel haklar rejiminden söz edilecekse, o haklar herkes için savunulduğunda anlamlıdır. AKP’nin, sonrasında siyasi rakiplerini nasıl tasfiye ettiği ya da etmeye çalıştığı,........

© Diken


Get it on Google Play