Adana'da başladı, 71 yıldır yüzüyor: Tuncay Şenyüz
Adana'da başladı, 71 yıldır yüzüyor: Tuncay ŞenyüzA
Bir insan neden Kutuplarda aylarca yürümeyi göze alır? Neden yeryüzündeki en yüksek dağlara tırmanmak, dünyaya oradan bakmak ister ister? Neden kilometrelerce yüzer? Neden denizin onlarca metre derinine inmeye heveslenir? Neden araçla yarım saatte gidebileceği bir yere kan ter içinde bisikletle varmaya çalışır? Emil Zatopek neden hep koşmak istedi?
Biri neden kilometrelerce yürür, delilikten mi?
Çocukluğumdan beri çeşitli sporlar yaptım. Yıllarca basketbol oynadım. Biryerlerim ağrımaya başladığında azaltıp koşmaya başladım. Bir süre sonra dizlerim izin vermedi. Bisiklet kullandım, birkaç kişiyle, tek başıma, günlerce. Hep yürüdüm, orta ve uzun mesafe. Hayli geç bir yaşta yüzmeye niyetlendim. Üniversitenin havuzuna kaydoldum. Birkaç yüz metreyle başladım, hoşuma gitti, artırdım, birkaç kilometreye çıktı, büyük zevk alıyordum ama üniversiteden atılınca havuzdan da oldum. Yüzmeye başladığımda birkaç arkadaşımla birlikte giriyorduk suya. Onlar benden iyiydi, benim derdim ise başaramadığım sürat değil, uzun süre yüzmek, birkaç saat dayanabilmek, kendimi sınamaktı. Havuzda deneyimli bir sporcuyla tanıştık. Her sabah geliyor, bir yandan suda kayar gibi yüzerken diğer yandan birilerini eğitiyordu. Bana da tavsiyelerde bulunmaya başladı. Her zaman güler yüzlüydü, suda bu kadar mutlu olan birini görmedim. Ankara’dan ayrılmak zorunda kalınca ilişkimiz kopmadı. Arada yokladı, hâl hatır sordu, sorduk.
Bugün size o deneyimli yüzücüyü tanıtmak istiyorum. Tuncay Şenyüz, her zamanki nezaketiyle amatör bir köşe yazarının söyleşi önerisini kabul etti. Hepinizin Tuncay Şenyüz’ü tanımasında yarar var, giderek eksilen çok özel bir kuşağın, yüzme tutkusunun sembol olmuş isimlerinden.
Tuncay Şenyüz, Temmuz 1946’da Ankara’da Demiryolları Hastanesi’nde (Gazi Hastanesi de diyebiliriz) doğmuş. 1948’de, hukuk fakültesi mezunu babasının tayini ‘Demiryolu’nda hasılat müfettişliğine’ çıkınca Adana’ya taşınmışlar. Babasının bu işi birkaç yıl sürmüş, sonra avukatlığa başlamış.
9 Haziran 1955’te, dokuz yaşındayken havuza girmiş Tuncay Şenyüz. Nasıl hatırlar insan böyle bir tarihi? Avukat ve yüzücü Ruhi Polisçi hatırlatmış bir gün. Dokuz yaşında minikler kategorisinde yarışlara katılmaya başlaması, o yılın sonunda gerçekleşmiş. 1955 yılında Adana’da olimpik havuz var, adı Atatürk Yüzme Havuzu. 1930’larda (Olimpiyata hazırlanan) Hitler Almanyası tarafından yapılmış. Belediye Başkanı 1938’de merkeze uzak bu havuzu çöplüğe dönüştürmüş, ama iki yıl sonra yeni belediye başkanı Turhan Cemal Beriker yeniden açmış. Havuz gece ışıklandırmalı ve Berlin’deki Olimpiyat havuzun aynısıymış. Şehirde kanallar var tabii ama tehlikeli, ahali havuza da gitmeye başlamış o tarihten sonra.
Buz gibi bir havuza bırakmış babası bir gün, 9 Haziran’da, yüzme bilmiyor, debeleniyor, babası itiyor… kendi kendine öğrenmiş, 22 metre yüzmüş, acemi kartından ‘bilen kartına’ terfi etmiş, 10 yaşında Adana birincisi olmuş… Çok iyi yüzen, ‘suda kayan‘ abiler varmış ama bir şey öğretmezlermiş. Cemil abi adındaki bir antrenör çalıştırıyormuş. Fakat 1962’de bir ‘Alman’ getirmişler Adana’ya, Köln Akademisi mezunu, memlekette yabancı hoca yokken. İşte o Alman Adana’daki tüm spor dallarına temas edip şehrin, çocukların kaderini değiştirmiş. Aslen Hamburglu olan, Herrman Hörsken. Herrman çalıştırmış gençleri. Örneğin, halterciler ısınmadan başlıyormuş çalışmaya, onlara kalpten gitmemeleri için ısınmayı Herrman öğretmiş. Haltercilerin kısa süren ‘isyanlarına’ aldırmamış! Anlayacağınız Herrman her spor dalından gençlere ‘spor’ yapmayı öğretmiş.
Havuz yazlık, her gün havuzdalar. Yüzme bitince su topu antrenmanı başlıyor. Adana Demirspor çatısı altında. Demiryolu işçilerinin emeğiyle filizlenen bir klüp, bambaşka bir yeri var memleketin spor tarihinde. Yorulmak nedir bilmeden geçen aylar, yıllar. Evdekiler de memnunmuş çocuğun yüzme hevesinden. Tuncay Şenyüz diyor ki, “Ben, ergenlik neymiş, kafa tutma, kapıyı vurup çıkma neymiş, hiç bilmiyorum mesela, yüzüyorduk biz…” Ekliyor: “Adana gibi bir muhitte büyümeme rağmen hiç kavga etmedim mesela, Adana’da herkes okuldan çıkıp birbiriyle kavga ederdi, küfür kıyamet havada uçar, ama benim derdim yüzmekti.” Burada biraz muhalefet ediyorum ister istemez ve gençliğinde Fatih Terim’in hırçın hallerini seyretmiş biri olarak, sükunetin yalnızca spor yapmakla ilgisi olmayabileceğini hatırlatıyorum. Tuncay Şenyüz gülümseyerek: “Fatih’i çok severim, çünkü emeğimiz oldu iyi kötü, en dipten oraya geldi, delikanlıydı, yakası açık gömleğiyle havuza gelirdi Fahri’yle, Fahri sutopu kalecisiydi, Fatih tribünde seyrederdi yüzme antrenmanını…” O birkaç yıl içinde Fatih Terim’deki cevheri........
