'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz |
Sevgili meslektaşımız Mehmet Fatih Traş’ın anısına…
(Bu uzun yazıyı bir grubu temsilen kaleme almıyorum, diğer KHK yazılarım gibi. Doğaldır ki benden başka hiç kimseyi bağlayan bir yanı yok.)
Bir grup akademisyen 11 Ocak 2016 günü ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bir bildiri yayınladı. Bildiride 1128 kişinin imzası vardı. O aylarda Güneydoğu’da yaşanan ağır insan hakkı ihlallerini odağına alan bir metindi.
Kıyamet koptu, akademisyenler en yetkili ağızlardan ve en sert biçimde eleştirildi, hedef haline geldi. Ayrıntıya girmiyorum, dileyen kısa bir internet araştırmasıyla akademisyenlere yönelik hakaretamiz ifade ve tehditleri öğrenebilir.
O gün yazdığımı bir kez daha yinelemekte zarar görmüyorum: 1128 akademisyenin imzaladığı metin sert bir metindi. Buna mukabil, ne bu ülkede yayınlanan en sert imza metniydi, ne de o sertlik metnin özündeki ‘barış talebi’ni gölgeleyecek nitelikteydi.
“Ben yazsaydım tam olarak o sözcüklerle yazmazdım” cümlesini yüzlerce akademisyen kurabilir. Her imza metni için geçerlidir bu durum. Ancak bu tarz metinlerde imzacılar ana fikre bakar, 1984’teki Aydınlar Dilekçesi‘nde olduğu gibi. Ana fikir barış talebi ve insan hakları savunusuydu. İçlerinde çok sayıda tanışım da olan onca değerli akademisyenin başka bir derdi tasası yoktu.
Sonrasında yaşananların nedeni metnin dili vs. değil, günün koşullarının akademisyenlerin milliyetçi hamaset ve hezeyana yem edilmesine izin verir niteliğiydi. Dehşet verici açıklamalar birbirini takip etti.
Kimi akademisyenler sabahın köründe evlerinden gözaltına alındı. Bazı fakültelerde odaların kapılarına çarpı işareti atıldı. Yaşadıkları şehirden ‘güvenliği sağlanarak’ çıkarılan, bir başka söyleyişle ‘şehri terk etmek zorunda bırakılan’ meslektaşlarımız oldu. Vakıf üniversitelerinde çalışanlar arasında da aceleyle işlerinden çıkarılanlar. Hatta KKTC’de çalışan bir hocaya ‘talimat’ gereği ayrılması tebliğ edildi ve o tarihten sonra hiçbir imzacı akademisyen Kıbrıs’ta ‘da’ çalıştırılmadı.
İmzacı akademisyenleri kınamak için koşa koşa hamasî metinler hazırlayan akademik personel de oldu tabii. Yönetenlerin resmî söylemi haricinde tek bir sözcük sarf edemeyecek haldeki söz konusu zevat, bugün yaşanan gelişmeler karşısında suskunluk içinde kuşkusuz, kendilerinden beklenebileceği üzere.
Aynı zamanda, akademisyenleri şeytanlaştırmaya çalışanlara karşı çıkıp başkaca imza metinleri hazırlayan, dayanışma sergileyen akademisyen, sanatçı ve yazarlar da vardı. Bir de aynı metne ekledikleri imzalarla ‘destek imzacısı’ olanlar. Ben bu kategorideyim. Önce meslektaşlarımın ifade özgürlüğünü destekleyen birkaç satır yazdım Diken’e, birkaç gün sonra adımın metne eklenmesini rica ettim. İmza metnini fazlaca umursamadığımı ve akademisyenlerin düşünce özgürlüğünün-barış taleplerinin yanında durma ihtiyacı hissettiğimi söylemeliyim. Tek başıma değildim tabii, 1000’in üzerinde ‘ikinci imzacı’yla birlikte toplam sayımız 2 bin 200’ün üzerine çıktı.
İktidara yaranma çabasındaki (evet, hepsi değil) üniversitelerin idareleri, ‘İmzacı akademisyenleri sarımsaklasak da mı saklasak’ nevi yollar ararken, o yaz gerçekleşen darbe girişimi ve ülke genelinde iki yıl süren OHAL hukuku, bazı idareciler için Allah’ın lütfu oluverdi.
Sorun, o boyutta bir kalkışmanın ardından OHAL ilan edilmesi değil, OHAL’in süresi ve KHK’ların kullanılma biçimiydi. KHK’ler anayasal amacının dışında kullanıldı ve ne yazık ki AYM’nin o çok vahim içtihat değişikliği ‘denetlenemezliğin’ kapısını sonuna dek açtı.
On binlerce insanın ismi ve kimlik numarası Resmî Gazete’nin muhtelif sayılarında yayınlandı. (Kişisel olarak, KHK’lıları bizden olanlar ve olmayanlar, imzacılar ve diğerleri biçiminde ayırmadığımı söylememe gerek yok sanırım, bir hukuka aykırılık varsa ‘aynı konumda’ olan herkes için var. Ancak bu yazı imzacı akademisyenler hakkında.)
Evet, herkesin gece vakti Resmî Gazete beklediği aylardı. İlk atılanların adı Eylül 2016’da yayınlandı. Bir tebligat vs. dahi yapılmadı, böyle bir ciddiyete gerek yoktu çünkü. KHK mucitleri, “Açın Resmî Gazete’yi ve adınızı arayın, bizi uğraştırmayın” demiş oldu.
300’ün üzerinde akademisyenin yer aldığı en kalabalık liste 7 Şubat 2017 akşamı yayınlandı. Tasfiyenin yıldızı Ankara Üniversitesi’ydi. Cumhuriyet tarihinin en büyük akademisyen kıyımımın gerçekleştiği........