We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?

49 42 50
20.10.2020

Anayasızlaştırma, anayasanın askıya alınması, hukuk devletinin sona ermesi, AYM’nin fiilen ortadan kaldırılması…

Türkiye’de anayasanın temel ilkelerinin canına okunması süreci geçen hafta mı başladı? Muhalefet partileri geçen hafta mı kuruldu? Ülkenin anayasası yıllardır her Allah’ın günü yok sayılırken, muhterem muhalefet partisi vekilleri, twit atmak ve hiçbir işlevleri olmayan TBMM çatısı altında soru önergesi vermek dışında ne yaptı? Bu noktaya gelinmesinde bir payları olduğunu düşünmüyorlar mı? Yoksa en kötü huyları, çok iyi kalpli olmaları mı!

Çeyrek yüzyıldır AYM üzerine okuyor, anlatıyor ve eleştiriyorum. Türkiye’deki her kurum gibi AYM de, başına gelenlerde büyük pay sahibi. Saygınlık rica ya da talep edilen değil, hak edilen bir konum. AYM uzun süredir saygınlığını zedeleyen kararlar ‘da’ veriyor. Korkunun ecele faydası olmadığını, herhalde iyiden iyiye fark ediyorlardır şimdilerde. Diğer kurumlar da er geç anlar.

AYM anayasaya girdiği 1961’den bugüne Türkiye demokrasisi için en önemli kurumlardan biri. 27 Mayıs öncesinde gündeme geldi, DP’nin son yıllarında muhalefet tarafından gerekli bir denetim organı olarak konuşulup görüşüldü, 1924 Anayasası döneminde iki-üç istisnai görüş (ve hâkim kararı) olmakla birlikte yargı organları ve akademi, ‘anayasa tarafından açıkça yetkilendirilmemiş yargının anayasaya aykırılık denetimi yapabileceğine’ ikna olmadı ve sonunda AYM, 1961 Anayasası’nda yer buldu.

O gün bugündür sağ siyasete dert olmuştur AYM. 1961’den bugüne Türkiye’yi, kısa süreler haricinde hemen her zaman sağ parti ve koalisyonların yönetmesi, derdin bir nedeni. Diğer nedeniyse, AYM’nin ‘yargısal aktivizmini’ zaman zaman hak ve özgülükleri güçlendiren değil, kısıtlayıcı biçimde sergilemesi.

İlk aşamadaki büyük talihsizliği, 1961 Anayasası’nın kendisini sahiplenmeyen iktidarlar elinde kalışıydı. AYM de bundan nasibini aldı. Türkiye merkez sağının/DP-AP çizgisinin kullanmayı çok sevdiği sözcüklerin bir kısmı, Celal Bayar’ın armağanıdır! Mahkeme, özellikle 1965 seçimleri ardından giderek ‘milli iradeye getirilen ortaklar’ klişesiyle anıldı. Bu tepkinin pek azının o ‘aktivizmden’, kalanının ise ‘denetlenmek ve sınırlanmaktan’ hiç hazzetmemekten, dizginsiz yönetme isteğinden kaynaklandığı kanısındayım.

AYM, zamanında Demirel ve Özal tarafından da eleştirildi. Buna mukabil günümüzden farklı olarak onlar her şeye rağmen, haklı ya da haksız, eleştiriydi. Anayasa yargısı yer aldığı tüm ülkelerde siyasetçileri kızdırır. Son derece doğal, çünkü onlar için çok önemli olan bazı yasaları uygulanır olmaktan çıkarır. İşlevine uygun biçimde siyaseti etkiler. Bu yüzden yönetenler AYM’ye atanan üyelerde belirleyici olmak için fırsat kollar. Kendi siyasi eğilimlerine uygun hâkimler olsun isterler. Bakın şu anda ABD’de Trump, vefat eden kadın hâkim Ginsburg yerine, giderayak bir üye atamak için kırk takla atıyor. Obama’nın son yılında üye atamasına engel olmuştu Senato. Anayasa yargısının mucidi ABD’de, baba Bush’un atadığı rahmetli hâkim Rehnquist’in oyuyla, oğul W. Bush başkan seçilmişti. Bu denli etkili olabiliyorlar.

AYM’ler siyasetçileri kızdırır, siyaset üzerinde etki yapar, eleştirilir vs. Ancak bu kadar. İçişleri bakanları ile muhatap olmaz, hakarete uğramaz ve hedefe konulmazlar. Mahkeme üyeleri saygın hâkimlerdir ve saygınlıklarının kaynağı konumları, kararları ve kuşkusuz o kararlara uyulmasıdır. ‘AYM kararına uymayan bir ilk derece mahkemesi’ cümlesini başka bir dile çevirirseniz, eğer o dillerin konuşanı ‘ileri demokraside’........

© Diken


Get it on Google Play