GARSON diye küçümsenen meslek

GARSON diye küçümsenen meslekG

Dün sabah Sözcü Gazetesine göz gezdiriyordum, bir başlık:

‘4 gençten 1’i evde oturuyor, çalışabilen GARSON oluyor.‘

GARSON kelimesi özellikle büyük harflerle yazılmış ve manşetin tüm ağırlığı oraya yüklenmiş.

Sanki bir lanet, bir düşüş, bir kötü kader.

Haberi dikkatlice inceledim ki, acaba ben mi bir şey atlıyor ya da kaçırıyorum diye.

İki kelimede sağ olsun ülkemizdeki yaklaşık iki milyon insanı, onların ailelerini ve milyonlarca öyküyü tek vuruşta yerle bir etmiş.

‘Çalışabilen’ demiş sanki bir avuntu gibi.

Diğerleri çalışamıyor bile, ama bu çalışabilmiş olanlar…

Manşeti ‘GARSON’ diye yazan arkadaşım (ki kötü bir niyetle yazdığını hiç düşünmüyorum) muhtemelen durumu ‘acıklı bir tablo’ olarak görmüş ve mesleği iki kelime ile çöp etmiş.

Belki garsonluk mesleğinin ne olduğunu tam olarak aktaramadı sektör ona.

Aslında manşetinin altında paylaştığı verinin kendisi yanlış değil, hak yememek lâzım, TÜİK’in araştırması var.

Gençlerin önemli bir kısmı ne işte ne de okulda bugünlerde ve istihdamdakilerin büyük bir kısmı da hizmet sektöründe.

Buraya kadar hiç itirazım yok.

Ama ‘hizmet sektörü’ demek sadece garson demek değil, unutmayalım lütfen.

Hizmet sektörü demek aynı zamanda IT desteği, çağrı merkezi, satış, otelcilik, vale, organizatör ve kuaför de demek.

Misal uçuş görevlisi arkadaşlarımız da hizmet sektöründe değil mi?

Manşeti tek bir kelimeye sıkıştırıp üzerini de büyük harfle yazınca ne yazık ki kötü bir tat kalıyor akılda.

Hadi biraz da dünyaya bakalım, elalem servis hikayelerini insanlara nasıl anlatıyor?

İsviçre’nin Lausanne şehrinde 1893’te kurulmuş bir okul var, kısaca EHL diye biliniyor ismi.

Bugün burası dünyanın bir numaralı otelcilik okulu, üstelik üst üste sekiz yıldır böyle gösteriliyor, tek bir yıl değil.

Mezunları LVMH’ye, Cartier’e, Four Seasons’a, Accor’a geçiyor, lüks marka direktörlüğüne, otel genel müdürlüğüne, oradan da nerelere…

Yani servis sektöründe eğitim alan kişi isterse bugün Cartier’in tepesine bile çıkma şansına sahip.

Aynı yıl, yani 1893’te New York’ta da Waldorf Astoria açılıyor ve salonunun başına Oscar Tschirky isimli İsviçreli bir adam geçiyor.

Başkanlara, milyonerlere hizmet veren adam diye biliniyormuş kendisi ve New York onu o yıllarda tek bir isimle anıyor diye okumuştum, Oscar.

Bir başka örnek daha size, yine New York’tan.

Eleven Madison Park diye bir restoran var şehirde, 2017’de dünyanın bir numarası seçilmişti.

Salonun sorumlusu Will Guidara hikayesini anlatan bir kitap yazdı sonradan, ‘Unreasonable Hospitality’.

Servisin nasıl bir sanata dönüşebileceğinin destanı adeta, best seller oldu, okuyun lütfen.

The Bear dizisi de bu kitabın izinden gitti, seyredin ve dizinin ‘Forks’ isimli bölümünde adamın dönüşüm hikayesini görün lütfen.

George Orwell 1933’te ‘Down and Out in Paris and London’ diye bir kitap yazmıştı.

Paris’te bulaşıkçı olarak çalışmış ve salon hiyerarşisini anlatmış.

Garsonun, maître d’hôtel’in mutfaktakinden kat be kat daha fazla kazandığını yazıyor, hem de........

© Diken