Biz denedik, sıra sizde |
Biz denedik, sıra sizdeB
MESEM hakkında altı yazı yazmışım bu köşede.
Rakamlardan bahsetmiştim.
O günkü rakamlarla Türkiye’nin dört bir yanında çalışan 509 bin MESEM öğrencisi, 254 bin meslek lisesi stajyeri ve 765 bin gençten bahsetmiştim.
Ve en üzücüsü de kolunu, bacağını, hayatını kaybeden gençlerden bahsetmiştim.
İSİG Meclisi’nin 2025 raporuna göre 94 çocuk işçi hayatını kaybetmiş geçen yıl; bir önceki yıl bu sayı 71’miş.
Sayının azalmadığını ve böyle devam ederse de azalmayacağını kestirmek zor değil.
Meclis’te MESEM ile ilgili tartışmalara değindiğim bir yazımda, “Model mi bozuk, yoksa uygulama mı?” diye sorup, “Fail aramak yerine sistem düşünsek keşke” demiştim.
Ciddiyetle kaleme aldığım yazılardı hepsi ve hâlâ doğru şeyler yazdığıma inanıyorum o günlerde.Güzel de yorumlar aldım yazılar sonrasında.
Bir gün düşünüyordum (meşhur seanslarım)… “Yazmak işin yarısı oldu, hadi yapmak da öteki yarısı olsun” dedim içimden.
Eleştirmek ve yazmak işin nispeten kolay tarafı, denemek ve yapmak ise başka bir boyut diye düşündüm.
Siz ne derdiniz acaba?
Önce kendi kendime söylendim, sonra MSA’da bir dizi toplantının konusu oldu bu ve en sonunda da anlatayım neler yaptığımızı.
Söylediklerimizin yapılabilirliğini kanıtlayalım.
Gelişmeler şöyle cereyan etti:
Birkaç ay önce MESEM’den ilk stajyerleri aldı MSA.
Aşçılık, pastacılık ve teknik servis bölümünden gençler geldi.
Resmî MESEM stajyeri olarak, resmî protokolle ve her biri kendi meslek okulundan.
Neden aldığımızı yazdım, bir de neden almadığımızı yazayım:
Ucuz işgücü olsun diye almadık.
Bu ülkede 224 bin işletme MESEM öğrencisi çalıştırıyormuş.
Yazıma yorumlar aldığımı da yazmıştım ya, sahadan gelen eğitimci bir beyefendinin (kendi güvenliği için ismini vermeyeceğim müsaadenizle) bana aktardığı gözlemler çok çok üzücü.
“Bazı işletmeler ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla öğrenci istiyor, çünkü öğrenci başına teşvik alıyorlar. Bir de bunun üzerine sigortalı çalışan yerine iki çırak çalıştırmanın dayanılmaz ucuzluğu eklenince… Oooh suyundan da koy durumu.”
Ama biz bunu yapmadık.
Zaten ne yapacaksın ki bir küsur kişinin okuyup çalıştığı okulda beş kişiyle?
Olay sayı da değildi zaten, biz bu işin doğru yapılıp yapılamayacağını test etmek istedik MSA’da.
Herkes bu modelin çürük olduğunu söylüyor ya, merak ettik bakalım, model mi çürük, yoksa içi mi çürütülüyor ülkemizde?
Sahadan gelen o eğitimci beyefendi sekiz başlık altında sorunları sıralamıştı bana mailinde.
Bireysel değil sistematik sorunlar aslında yazdıkları.
Bazılarını sizinle paylaşayım istedim, çünkü yaptığımız şeyin neden farklı olduğunu ancak o zaman doğru aktarabilirim düşüncesindeyim.
Birincisi altyapı meselesi.
Beyefendinin anlattığına göre bazı MESEM’lerde dersler koridorlarda yapılıyormuş.
İki sınıf birleştirilse bile derslikler yetmiyormuş, “Herkes gelsin” denmiş ama herkesin oturacağı bir yer bile düşünülmemişmiş.
Gelen gençler profesyonel bir mutfağa girdi, endüstriyel fırınlarda, profesyonel ekipmanla ve gerçek bir üretim ortamında çalışıyorlar.
Okulun her kademesinde görev alıyorlar ve okuldaki her paydaşla birebir muhatap oluyorlar.Bir genç (elektrik elektronik okuyor, 12’nci sınıf) bana şöyle yazmış:
“Önceki staj yerimde sadece lazer metrelerin tamirini yapıyordum, hep aynı şey, hep aynı şey. Burada zayıf akım da öğreniyorum, ses-görüntü sistemleri de, endüstriyel mutfak ekipmanı da.........