We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ahmet Şık’la derdiniz ne?

113 108 0
21.07.2019

Yargıtay başsavcılığının Cumhuriyet davasındaki tebliğnamesi, basın özgürlüğü konusunda önemli bir adım olarak algılandı.

Başsavcılığın temyiz süreci ile ilgili karar verecek olan daireye gönderdiği karar, gerçekten de birçok açıdan önemli tespitler içeriyor.

En önemlisi, tebliğname Cumhuriyet’e yönelik kurulan kumpası deşifre ediyor. Saray destekli bir operasyonla uzaklaştırılan Cumhuriyet’in eski yönetimine yönelik komploları açığa çıkarıyor.

‘Eski’ Cumhuriyetin yayın politikasına yönelik suçlamaları desteklemek üzere ‘FETÖ’ bağlantısı arayan savcılık, akla hayale gelmedik suçlamalar ileri sürmüştü.

Tebliğname işte bu ‘komplo’ları da bir bir çürütüyor.

Adım adım bakalım:

Yayın politikası değişikliği suç olamaz…

-Tebliğnameye göre ‘haklarında FETÖ soruşturması olan veya Bylock kullanıcısı olduğu tespit edilen kişilerle görüşme yapılması veya mesajlaşma olması terör örgütüne yardım suçunun delili olamaz’. Yani evine parke döşeyen ustanın, tatil için aradığın turizm şirketinin, pide ısmarladığın lokantacının ‘FETÖ’den soruşturulması nedeniyle kimseyi suçlamayazsın.

“Cumhuriyet Vakfı’ndaki genel kurullar, seçimler, müzakerele ve yaşanan tartışmalar, sanıkların Vakıftaki görev ve sorumlulukları dolayısıyla Cumhuriyet gazetesinin terör örgütlerine yardıma dönüşen yayın politikasındaki değişikliğe çanak tuttukları iddiası ‘olgusal içerikten’ yoksun.” Yani Alev Coşkunların, Mustafa Balbayların iddia ettiğinin aksine Cumhuriyet hiçbir zaman ‘FETÖ’nün ya da başka bir örgütün lehine yayın yapmadı.

-Yazılan yazı içeriklerinin suç unsuru taşıdıklarına ilişkin iddia olmaksızın Abant toplantılarına salt katılmanın ‘terör örgütüne yardım’ suçunun delili olamaz. Öyle olsaydı AKP’li üst düzey siyasetçilerin en az yarısı cezaevinde olurdu.

“Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın tertip ettiği kahvaltıya katılarak FETÖ üyeliği suçundan yakalama kararı bulunan kişilerle fotoğraf çektirmek terör örgütüne yardım suçuna delil olamaz.” Fotoğraf işine girilirse AKP’de yönetici kalmayabilirdi.

-İddianamede farklı soruşturmalara konu edilmiş olayların PKK ile ‘FETÖ’ mensuplarının birlikte eylem planlamalarına ilişkin iddialarla sanıkların ilişkisi yoktur. Balbay’ın “Cumhuriyet’te FETO’culuktan Kürtçülüğe kadar her şey serbest, CHP milletvekili olarak yazı yazmak yasak” tweetinde ifade ettiği saçmalığın hiçbir hükmü yok.

“İçerikleri itibariyle yorum ve eleştiri sınırları içinde kalan ve suç unsuru taşımayan sosyal medya paylaşımlarının sanıklar aleyhine terör örgütüne yardım suçunun delili olarak kabul edilemez.”

-Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya’nın yazıları bilgi edinme, yayma, eleştirme ve yorumlama niteliğindedir. Suç olarak kabul edilemez.

Bütün bu değerlendirmeleri yaparken sayfalar dolusu Anayasa hükümlerine yer veren, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarından düşünceyi ifade etme ve basın özgürlüğü üzerine kararları anlatan başsavcılık, iş Ahmet Şık ve Emre İper’e gelince birden bütün bu yazdıklarını unutuyor.

Emre İper’le ilgili süreci, Cumhuriyet davasının avukatlarından Tora Pekin Diken’e yazdığı ‘Emre İper’in çiğnenen onuru’ başlıklı yazıda çarpıcı bir dille anlatmıştı. Onu buraya bırakıp devletimizin ve yargının Ahmet Şık’la olan derdine gelelim.

Ahmet Şık, 28 yıllık gazetecilik hayatı boyunca askerin, polisin, derin devletin, ‘FETÖ’nün ve AKP’nin hedefinde oldu. Bunun nedeni üzerinde çok uzun analizler yapmaya gerek yok. Çünkü Şık, her daim hak haberciliği yaptı ve sözünü sakınmadan, başka ‘formlara’ sokmadan, doğru bildiği biçimde dile getirdi.

Başsavcılığın tebliğnamesinde Cumhuriyet davasında bütün sanıklara beraat istenirken Şık’a yine ayrı bir tarife uygulanması da bundan.

Aslında bu tarife daha Cumhuriyet soruşturması başladığında devreye girmişti. Soruşturmada ‘yayın politikası değişikliği’ne delil olarak gösterilen haberleri yazan hiçbir........

© Diken