menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

21'inci yüzyılın yeni kavramı: Çok işlilik

16 1
04.01.2026

21’inci yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık ve ikinci çeyrek için bizlere kalan bakiye pek de iç açıcı değil. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sermaye sahibi olmayanlar için aşağıya doğru gidiş hızlanmış durumda. Aşağıyı gösteren bu ibre yeni kavramları da beraberinde getiriyor. Bu yeni kavramlardan biri ‘çok işlilik’.

Birden fazla kişiyle ilişkide olma halini anlatan çok eşlilik durumundan esinlenerek üretilmiş bir kavram. Birden fazla işte çalışan işçilere ‘polyamorous worker’ (çok işli işçi) ismi veriliyor. Ben de bunu çok işlilik olarak dilimize çevirdim.

Bu kavram, tek bir işte çalışarak hayatını sürdüremeyen geniş bir kitlenin varlığına işaret ediyor. Diğer yandan, çalışmanın ve emeğin uğradığı değer erozyonunun da en belirgin göstergesi. İstikrarlı ve yaşam boyu süren kariyerlerin de çoktan bittiğinin habercisi bu kavram.

Hayatta kalmak için artık bir işte çalışmak yetmiyor. Bir, iki, belki de üç işte birden çalışmanız gerekiyor ki barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçlarınızı karşılayabilesiniz.

‘Boomer’ (1945 ile 1964 arasında doğanlar) kuşağının övünmelerini hatırlarsınız; çalışmış çabalamış, 30 yaşına geldiğinde çoktan evlenmiş, çocuk yapmış, tapusunu aldığı evinin taksidini ödüyordu onlar. Ama biz hala kaç yaşımızda ‘serseri’ gibi geziyoruz; ne bir baltaya sap olabildik, ne evlendik, ne çocuk yaptık, ne de şu dünyada dikili bir ağacımız var. Hem dünyanın kaymağını yiyip üstüne dibini sıyırıp hem kendi çocuklarını ezmenin ayrı bir tadı olsa gerek.

‘Boomer’ kuşağının görmek istemediği değer değişimlerini de not edelim. Feminist mücadelenin evlilik ve aile kurumunu kadınların lehine aşındırmasının da büyük bir payı var bizlerin onların istediği hayatı yaşamamamızda. Bir baltaya ‘sap’ olamayan bekarlar olarak yaşadığımız özgürlüğün hem mücadelesini verdik hem de bedelini ödedik. Kim ne derse desin aç kalsak da bu özgürlüğün tadını çıkarabiliriz.

‘Boomer’ kuşağı, kendi yaptıklarını bir yetenek ve çalışkanlık hikayesi olarak okumak istese de aslında bu ‘yetenek hikayesi’ni tarihsel bir şekilde anlamamız gerekiyor. Onların arkasında ‘sosyal devlet’ diye bir şey vardı. Üniversiteden mezun olanların iyi bir maaşla çalışabileceği sosyal güvenceli ve istikrarlı işler vardı. Elde ettikleri gelirlerle çok zengin olmasalar da........

© Diken