Koskoca babanın altına sıçması ne büyük keder: 'Bahçıvan ve Ölüm'

Abbas Kiyarüstemi, bir kitabında veya söyleşisinde, şöyle bir histen bahsediyordu: Bizi çok derinden büyüleyen bir sahne gördüğümüzde, büyülendiğimizi anladığımız an ne yapacağımızı bilemeyiz. O an, sonraki hayatımızı önceden olduğu gibi sürdürmekten bizi alıkoyar. Mecburen kalkıp dolaşır, pencereden dışarı boş bakar, mutfağa gidip çay demleriz: Büyülendiğimiz, sözcüğün gerçek anlamıyla kalbimize dokunan o sahneden sonra dünyanın gürültüsüyle baş edebilmek veya o büyülenme, biraz önceki insan değil de aniden bambaşka bir insana dönüşmenin ağırlığını beraberinde getirdiği için.

Georgi Gospodinov’un ‘Bahçıvan ve Ölüm’ romanı da insanı böyle zor durumlara düşürüyor. 200-300- sözcüklük birbirini pek de izlemeyen kolay okunabilir pasajlar var. Yazar babasının ölümünü anlatıyor. Hiçbir Ödipal anımsatma yok. 55 yaşındaki Gospodinov, 80 yaşındaki babasına son günlerindeki refakatini, kemik metastazını ve tam olarak ‘son nefes’ini anlatıyor. Fakat kalp kıran bir incelikle.

Mesela: “Eve dönüyorum ve ilk bezleme denemesini yapıyoruz. Tüm beceriksizliğim ve babamın çıplaklığı karşısındaki mahcubiyetimle. Onu en son böyle elli yıl önce gittiğimiz şehir hamamında görmüştüm. Ah, başınıza ne bela açtım, diye tekrarlayıp duruyor.”

Sonra şöyle devam ediyor: “Babamın altı bezli. O gururlu, onurlu, iri, uzun boylu, yakışıklı ve alıngan adam…”

Asghar Farhadi’nin ‘Bir Ayrılık’ filminde elden ayaktan düşmüş babayı oğlunun yıkadığı sahneyle akraba. Filmin kamera arkası görüntülerinde kameraman o sahne çekilirken dayanamayıp........

© Diken