Dul Kadın Su Kabını Ağzı Öne Gelecek Şekilde Mezarın Üstüne Bırakıyorsa, Bilin ki İlgi İstiyordur

Dul Kadın Su Kabını Ağzı Öne Gelecek Şekilde Mezarın Üstüne Bırakıyorsa, Bilin ki İlgi İstiyordurD

Romanlar biraz da muhakkak yaşamda sözcüklerin bildiğimiz imkanlarıyla tariflenemeyecek, yalnızca kurguyla ihya edilebilir izlenimlerin belirmesinden doğuyor. Bu duyguyu/izlenimi, arkadaşa tanıdığa saatlerce anlatmak nafile.

Diyelim ki yıllarca birlikte yaşadığınız eşiniz, sevgiliniz şimdi hayatınızda yok. Ardından ne pişmanlıklar, ne rezillikler yaşadınız. Öncesinde ne fena kavgalar etmiş, ne organize hakaretlerle kalp kırmıştınız. Ama sonra bütün bunlara zaman hükmetti, ne kavgaların ne de rezilliklerin bulutu kaldı. Ne yaşandıysa, başka birinin gözüyle daha akıllı bir yerden gördüğünüz noktaya attınız kendinizi. Bir RPG oyundaki gibi; yürüdünüz, yürüdünüz ve bir dağ belirdi ufukta. Bu dağı bir tek siz bilirsiniz. Diğerlerine göstermek isterseniz tek yolu kurgu.

Veya berbat kasvetli bir gün, oturduğunuz kafenin önünden insanı pişman eden bir kadın geçti. Karşı kaldırımdaydı ama kokusu burnunuza kadar geldi. Bu kara bulutlarla bu güzellik nasıl da çelişti. Diğer insanların gözünün sizin gözünüzde olabileceğini hiç düşünmeden baktınız, baktınız, baktınız… Ama yürüyor, ama geçti gitti maalesef. Gidişiyle bambaşka bir yaşam ihtimali de gitti. Şimdi tıpış tıpış bildiğiniz sokaklardan yürüyecek, otomatik hareketlerle apartman kapınızı açacak, bildiğiniz yemekleri bildiğiniz suratlarla yiyeceksiniz. Ya da her zamanki gibi tek.

Sasa Stanisic’in ‘Dul Kadın Su Kabını Ağzı Öne Gelecek Şekilde Mezarın Üstüne Bırakıyorsa, Bilin ki İlgi İstiyordur’ romanından küçücük bir alıntıyla: “Bugünümüz açık seçik.” Ne olduğu belli. Bu şimdiki zaman sıkıntısını bir arkadaşa anlatmak gerekse üç beş sözcük yetecek miydi? Belki bir şiir veya şarkıyla.

Oysa bambaşka olabilirdi değil mi? Diyelim ki tam yurt dışına göçecekken havalimanından dönmemiş olsaydınız. Diyelim ki tercih kağıdında şu bölümü değil de diğerini yazsaydınız. Diyelim ki bu adamla değil diğeriyle evlenseydiniz. Diyelim ki şu iş fırsatını tepmeseydiniz, bu şehri terk etmeseydiniz… Bunu arkadaşınıza anlattığınızda anladığı kadarından tatmin olmanız güç. Özetle ‘Başka bir hayat mümkündü’ ama bu kadar basit de değil. Çünkü o dağı bir tek siz bilirsiniz.

Gerçi şu da var: İnsan yaşama tutunmak istiyor ve geçmişteki kararların pişmanlığıyla da yaşanmıyor. Şimdiki zamanın ölmüş gibi hissettiren açık seçikliğine çare, gelecekten parlak bir 10 dakikayı düşlemek. Dahası, bütün bir yaşam, gelecekteki bambaşka bir yaşama özlem duymakla geçiyor bile olabilir.

Çok da kolay bir roman değil

1978’li Sasa Stanisic’in 2024’te yayınlanan, kendi kendinize tekrar etmezseniz ezberleyemeceğiniz uzuuun adlı romanı, bence yazarın da üç beş kelimeyle arkadaşlarına anlatmakla yetinemeyeceği izlenimlerine dayanıyor. Şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek arasında salınan yaşamlardan pasajlarla anlatmış bunu yazar…

12 bölümde dokuz öykü var. Karakterlerin hemen hepsi göçmen, Sasa Stanisic de bir göçmen, 12 yaşındayken ailesiyle Bosna Savaşı’ndan kaçıp Almanya’ya yerleşmiş bir savaş mültecisi, romanın karakterlerinden biri de kendisi. Muhakkak göçmenlere dair bir fikri var romanın: Zaman göçmenler için farklı akıyor, gibi bir şey, ama anlamışsınızdır, bu hissi bu cümlenin sırtlaması güç.

Gerçekten anlatması güç bir roman. Çünkü benim yukarıda verdiğim örneklerdeki gibi ne çok yüzeyde ayrılık gibi bir dram, ne de büyük tercihlere dayanan belirgin dönüm noktaları var öykülerde. Tersine, yaşamda çok önemsiz anların, sonra bakınca ne biçim dönüm noktalarına dönüşebildiğini görmeyi gösteriyor. Hatta şöyle bir his beliriyor okurken: Yaşamlarımızı o an için önemli olduğunu bilmediğimiz alelade kararlar mı tayin ediyor?

Sayfanın kenarına not düşmüşüm: ‘Yaşamlarımızda dahil olamadığımız dönüm noktaları.’

Roman 15-16 yaşlarında dört arkadaşın okuyucuyu liseye götüren çok tatlı sohbetiyle açılıyor. Yıl 1994, mekan Heidelberg, Almanya. Sasa’nın arkadaşı Fatih’in acayip bir fikri var: Bir deneme kabini olsaydı da, bu deneme kabinine girip geleceğimizden rasgele 10 dakika izleyebilseydik… Fatih Türk, Trabzonlu. Bu deneme........

© Diken