Çerçeve | Paris'te Bir Sokak – Mela Muter |
Çerçeve | Paris'te Bir Sokak – Mela Muter Ç
Polonyalı ressam Mela Muter’in Paris’teki bir çıkmaz sokağı resmettiği 1920 tarihli tablosu.
Öksürük sesleri çıkmaz sokakta çınlıyor. Evlerden fırlayan bu öksürükler de olmasa kim uyandıracak sokağı? Kuytu bir köşede, gazetesiz, sonsuza dek uyuklar vallahi, diyordu iskemlesine kurulmuş adam. Karasular ayaklarında, sabah gözlerindeydi.
Hele baksana, diyor, ne gelen var ne giden. Sonra başı yavaşça önüne düşüyor ak saçlının. Yanıbaşında oturan karısı gözucuyla ayaktaki kızlarına bakıyor. Gene uyuyakaldı. Kıs kıs gülüşüyorlar. Aman uyusun, bırakın; huysuzluğundan iyidir. Evlerin birinden ok gibi bir öksürük fırlıyor. Sonraki ne zaman gelir, diye soruyor kızlardan biri. Üç saniye, hayır, şimdi. Dur! Ve kendinden emin biçimde saymaya başlıyor: On, dokuz, sekiz, yedi, altı…demesiyle bir pencere hapşırıyor; bu defa üst katlardan. Hay allah, sayılmaz.
Birbirine yaslanmış eğri binalardan halka halka duman yükseliyor. Boyaları atmış, yüzeyleri çatlak. Biçimsiz cepheleri sürtüşüyor da sürtüşüyor. Neredeyse üst üste binecekler. Hem samimiler, hem samimiyetsiz. Bir insana benzeselerdi yorgun yüzleri olurdu; tel tel atmış kaşları, çökük gözleri… Ne zamandır böyle yapışıksınız? Yürümeye başlasanız kum kum dökülüp gözden yitersiniz. Binaların nefes kokusuna dayanmak hakikaten güç.
Kurşuni bir bulut çıkmaz sokağın sırtına tırmanmak üzere. Keskin, pis. Üstelik bacalardan tüten ne idüğü belirsiz dumanla büsbütün kirleniyor. Böyle sabah olmaz olsun. Çatılar, pencereler, kaldırım taşları gitgide kararıyor. Çıkmaz sokağı bir karaltı alıyor. Sanki gece oldu, diyor kadın, rüzgar da yok ki alıp götürsün şu bulutları. Pşşt, baksanıza, horluyor. Kıs kıs gülüşüyorlar.
Kurşuni bulutun gölgesinde bizim esnafın keyfi gıcır. Aksırarak uyuyan sokak sakinleri birazdan peşpeşe gözlerini açar; kalas gibi esnemeler sokağa taşar. Rüyaların son demleri. Çarşaflar dağınık. Bulaşıklar ertelenmiş. Ağızlar kupkuru. Başucundaki paketlerden bir dal tutup çekilir, ateş çakar, puf puf, pencereler üfürür. Burası haysiyetli şekilde meçhul bir sokak. Bir sabaha daha uyanabilmekten başka beklentisi olmayanların meskeni. Kolileri indirsene yahu, birazdan millet kalkacak. Hayır, babam halledecekti. Ha-ha, çok beklersin! Sessizlik.
Esnaf sabah hangi kapının ilk açılacağını bilir. Nereden sepet sarkacak, ne satılacak, hangi kibar sözcükler seçilecek… Defalarca oynanmış bir tiyatro. Ezber üstüne bir yaşamak. Öksürükler bile sırasını şaşmaz. Şimdi paslı kapı kollarını gözlüyorlar. Yüksek pencereler hala hareketsiz. Yataktan taze zıplamış nasırlı topukların patırtısı henüz başlamadı. Bunların uyanacağı yok, diyor kızlardan biri. Olur mu canım, sen de.
Ne mutlu bize ki, onları en savunmasız anında yakaladık; sabahın en kırılgan saatinde. Gelgelelim gökteki rahatsızlığı üstlerine hiç bulaştırmıyorlar. Dar sokaktan ibaret bir dünyaya atılmış, yaşıyorlar. Evet, daracık sokağın başında dikilmiş gözetliyoruz. Kıskanmamak elde değil. Peki bu basitliği kaldırabilecek miyiz, yanlarına gidebilecek denli yürekli miyiz? Yoksa yolumuzu kaybetmişe vurup boynumuz bükük mü döneceğiz? O kim, diye sordu uyku mahmuru adam. Kaçtık.
Çerçeve | Gazete Okurları – Lyonel Feininger
Çerçeve | New York Movie – Edward Hopper
Çerçeve | La Conversation – Henri Matisse